Hikâyenin birinde, yaşı epeyce ilerlemiş bir kadın, evlenmek istediği için her gün yaradana dua eder; hemen hemen her ibadetinde ellerini semaya açar ve gölgesine sığınabileceği bir eş istermiş Allah’tan.
Bir vakit gelir ve kendisini istemek üzere iri yarı bir adam kapıya dayanır. Bu haberi alan kadın, mutluluktan uçacak gibi olur ve hemen odasına geçip süslenmeye başlar. Neyse, içeri girer ve taliplisiyle göz göze gelir. Kadın, içinden “Çok şükür.” diyerek duasını kabul eden Rabbine şükreder.
Hem nasıl sevinip dua etmesin ki! Duası kabul olmuş, artık gölgesine sığınabileceği birine kavuşmuştur!
Söz, nişan ve kına derken düğün günü gelmiş; kadın evlenip yıllandığı evinden uçup gitmiş. Fakat evdeki hesap çarşıya uymamış. İşler dilediği gibi gitmemiş; beklediği gibi çıkmayan adam, bırakın ona gölge olup kol kanat germeyi, aksine kendisine yük hâline gelmiştir.
Çalışmayan, evden çıkmayan ve en iyi yaptığı işler olan yemek yemek, sevişmek ve uyumak dışında hiçbir şey yapmayan adam, gölgesi olması gereken kadının artık gölgesine sığınmış bir sığır hâline gelmiştir!
Yıllarca dua ederek kavuştuğu erkeğin kendi gölgesine sığındığını gören kadın, ellerini havaya açarak şöyle demiş:
“Allah’ım, ben senden yıllarca gölgesine sığınacağım hayırlı bir eş nasip etmeni istedim. Ama görüyorum ki gönderdiğin kul benim gölgeme sığınmış durumda. İşi gücü sevişmek, uyumak ve yemek yemek! Ya Rabb’im, sığınmak istediğim kişi bir sığır çıktı!”
Bu hikâye sadece bir evliliğin değil, aynı zamanda toplumun kendi tercihleriyle yaşadığı hayal kırıklıklarının da bir yansımasıdır. Çünkü bugün de birçok insan, kendisini koruyacağına inandığı yapıların gölgesine sığınıyor.
İşçiler de hak ararken, sırf hakları korunup güvence altına alınsın diye sendikaların gölgesine sığındılar. Ancak bugün, kendi gölgelerine sığınmaya çalışan sendikalarla karşı karşıya kalmış durumdalar.
Gerek bünyelerinde bulunan üye işçilerin emeklerini kimi zaman tehdit ederek, kimi zaman da partiyle ya da örgütle ilişkilendirerek baskı altına alan sendikalar, korumakla yükümlü oldukları işçilerin kâbusu hâline gelmiş durumda.
İşçilerin kendilerine emanet ettikleri ekmeklerine nankörlük ederek ihanet eden; kapalı kapılar ardında yaptıkları kirli pazarlıklarla kendilerine emanet edilen haklara açıkça ihanet etmekten de geri durmayan sendikalar görmekteyiz.
Sendikaların işçilere yaptığı ihanetin de çeşitleri var elbette. Şimdi de en önemli ihanete değineceğim: Bölgemiz ve özellikle ilimizde faaliyet gösteren sendikalara üye işçilerin işten atılmaları sırasında, kayyumun işten atma kararının altına önce imza atan ve ardından işten atılan işçilerin eylemine katılıp timsah gözyaşlarını döken sendika yetkililerine de tanık olduk.
Kurumlarda yetkili olan sendikalar, işçileri esir olarak görmekte ve olası başka sendikalara geçişlerini engellemek için, örgütleri ve siyasi partileri öne sürüp koz olarak kullanan sendikalar, işçilerin karabasanı hâline gelmiş durumda. “Ya benimsin ya toprağın” diyerek başka bir sendikaya geçmeye çalışan işçileri her türlü psikolojik baskı altında tutarak kendi himayelerinde tutmaktalar.
Ne sendika olduklarını, ne örgüt, ne de siyasi parti olduklarını tam olarak anlayabilen var! Halk, birçok konuda olduğu gibi bu kez de işçi olarak, bir zamanlar kendisini koruyacak diye seçtiklerinin yükünü taşır hâle geldi.
Talihsiz kadının hikâyesinde olduğu gibi, sadece yemek yiyen, sevişen ve uyuyan adam gibi, işçilerin gölgesine sığındığı sendikalar da, aidat, tehdit ve kapalı kapılar ardında yaptıkları kirli pazarlıklarla, tıpkı hikâyede sözünü ettiğimiz sığır gibi hayal kırıklığı yaratırken, bir kadın duasında gölge isterken bir sığıra denk geldiyse, işçiler de hak ararken gölgesine sığındıklarının kendi sırtına yük olmasına şaşırmamalıdır!
Son olarak, işçi emekçisi kardeşlerime de bir çift sözüm olacak. Emekçi kardeşim, sendikalara üye olma ya da mevcuttan bir başka sendikaya geçiş tercihlerde yazımın, başlığından yer alan unsurlardan korkmayın korkunuzla bunlara güç vermeyin zira en büyük güç siz ve sizin kutsal olan kendi emeğiniz ve yetkinizdir.

YORUMLAR