İnsan, çoğu zaman aynaya bakmaz; başkasının penceresinden kendine bakmaya çalışır. İşte o an başlar kıyas. Sessiz, sinsi ve çoğu zaman fark edilmeden hayatımıza yerleşen bir alışkanlık… Ama sonuçları hiç de sessiz değildir. Çünkü kıyas, insanın içini kemiren, huzurunu yavaş yavaş tüketen bir alışkanlıktır.
Kıyas, ilk bakışta masum görünür. “O başardıysa ben de başarabilirim” gibi cümlelerle kendini motive edenler vardır. Ama işin rengi çoğu zaman böyle kalmaz. Bu düşünce kısa sürede “O yaptı, ben neden yapamadım?”a dönüşür. Ardından içten içe bir huzursuzluk, bir eksiklik hissi başlar. İşte o noktada insan artık kendini geliştirmeye değil, başkasını geçmeye odaklanır. Ve bu da insanı yorar.
İblis kendini Adem’le kıyasladı, şeytan oldu.
Kabil kendini Habil ile kıyasladı, katil oldu.
Bu iki cümle, aslında kıyasın insanı nasıl uçurumlara sürükleyebileceğinin en çarpıcı örnekleridir. Çünkü kıyas sadece bir karşılaştırma değil, aynı zamanda bir üstünlük kurma çabasıdır. İnsan kendini başkasından üstün görmeye başladığında kibir doğar; kendini eksik gördüğünde ise haset başlar. Her iki durumda da kaybeden yine insanın kendisidir.
Kıyas başkasının tabağındakine bakmaktır.
Ama o tabağa neyin hangi şartlarda konduğunu bilmeden…
Bugün özellikle gençler arasında bu durum çok daha belirgin. Sosyal medyada herkes en güzel anını paylaşır. En mutlu hâlini, en başarılı anını, en parlak görüntüsünü… Ama kimse uykusuz gecelerini, kaygılarını, başarısızlıklarını paylaşmaz. Sen ise başkasının en iyi anını, kendi en sıradan gününle kıyaslarsın. Bu da insanda sürekli bir eksiklik duygusu oluşturur.
Bir öğrenciyi düşünün… Sınıfta arkadaşının yüksek not aldığını görüyor. Hemen kendini onunla kıyaslıyor. Ama o arkadaşının belki gecelerce çalıştığını, belki farklı imkânlara sahip olduğunu, belki bambaşka bir öğrenme tarzı olduğunu hesaba katmıyor. Sonuç? Motivasyon yerine moral bozukluğu.
Bir başka örnek… Aynı mahallede büyüyen iki genç. Biri erken yaşta iş bulmuş, diğeri hâlâ yolunu arıyor. Kıyas başladığı anda ikinci genç kendini başarısız hissetmeye başlar. Oysa herkesin hayat takvimi farklıdır. Kimisi erken açan çiçek gibidir, kimisi geç ama sağlam açar.
Başkasının nasibine göz diken, elindekini kaybeder.
Bu söz, sadece bir öğüt değil; hayatın işleyişine dair bir gerçektir. Çünkü insan sürekli başkasına bakarsa, kendi elindekinin kıymetini göremez. Sahip oldukları gözünde küçülür. Oysa şükür, insanı büyütür; kıyas ise küçültür.
Kıyasın en tehlikeli yönlerinden biri de ilişkileri zehirlemesidir. Eşler arasında, kardeşler arasında, arkadaşlar arasında… “Onun eşi şöyle, sen neden böylesin?” gibi cümleler, sevgi bağlarını zedeler. Çünkü kıyas, insanı olduğu gibi kabul etmez; değiştirmeye zorlar.
Ailelere bir çift söz…
Çocuklarınızı başkalarıyla kıyaslamayın. “Bak filancanın çocuğu…” diye başlayan her cümle, çocuğun özgüveninden bir parça koparır. Her çocuk farklıdır. Kimi matematikte iyidir, kimi sanatta, kimi iletişimde… Siz çocuğunuzu başkasıyla değil, kendi potansiyeliyle değerlendirin. Onu olduğu gibi kabul edin. Çünkü kıyaslanan çocuk, ya içine kapanır ya da sürekli kendini ispat etmek zorunda hisseder. İkisi de sağlıklı değildir.
Bir çocuk düşünün… Sürekli “sen neden ablan gibi değilsin?” diye büyütülüyor. O çocuk bir süre sonra kendini yetersiz hissetmeye başlar. Oysa belki de onun bambaşka bir yeteneği vardır. Ama kıyas, o yeteneği görmesine engel olur.
Gençlere bir hatırlatma…
Sen başkası değilsin. Senin hikâyen, senin şartların, senin sınavların var. Kendi yolunu başkasının haritasıyla bulamazsın. Herkesin hayatı farklı bir imtihandır. Sen başkasının sonucuna bakıyorsun, ama sürecini bilmiyorsun.
Kıyas seni geliştirmez; sadece seni yorar. Sürekli başkalarına bakarak yaşayan biri, hiçbir zaman kendi yolunu net göremez. Çünkü gözü hep yan yoldadır. Oysa başarı, başkasını geçmek değil, kendini geçmektir.
Kendine şunu sor:
“Dün olduğum kişiden daha iyi miyim?”
Eğer cevap evetse, doğru yoldasın.
Unutmayın, kıyas çoğu zaman adaletsizdir. Çünkü kimse başkasının yükünü tam olarak bilmez. Birinin kolay görünen hayatının arkasında ne mücadeleler olduğunu bilemezsiniz. Bu yüzden görünenle hüküm vermek, insanı yanıltır.
Kıyas ettikçe eksilir insan,
Şükrettikçe çoğalır.
Belki de hayatın en sade ama en doğru dengesi burada gizlidir. İnsan sahip olduklarına odaklandığında huzur bulur. Sahip olmadıklarına odaklandığında ise huzursuzluk büyür.
Son söz niyetine…
Kendin ol. Kendi yolunda yürü. Kendi hızında ilerle. Başkasının hayatına bakarak kendi hikâyeni değersizleştirme. Çünkü herkesin nasibi kendine yazılmıştır. Ve unutma, sen başkası gibi olmak zorunda değilsin; en çok kendin olduğunda değerlisin.

YORUMLAR