Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Aytek TAZ
Aytek TAZ

AYTEK TAZ – KALU BELÂ: DÜNYAYA GELMEDEN ÖNCE VERDİĞİMİZ SÖZ

İnsan dünyaya gözlerini açtığında her şeyi yeni sanıyor. İlk nefesini alıyor, ilk adımını atıyor, hayatın telaşına karışıyor. Oysa inancımıza göre insanın Allah ile olan hikâyesi, dünyadaki ilk nefesiyle başlamıyor. Bizim bilmediğimiz, hatırlamadığımız ama Kur’an’ın bize bildirdiği bir başlangıç daha var: Kalu Belâ.

Kur’an-ı Kerim’de A’râf Suresi’nin 172. ayetinde Allah, insanlardan “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye söz alıyor. Onlar da “Evet, şahit olduk” diye cevap veriyorlar. İşte bu hadise, İslam geleneğinde “Kalu Belâ” olarak anılıyor.

Belki de insanın hayatındaki en büyük meselelerden biri tam burada başlıyor: Biz dünyaya neden geldik?

Çünkü insan zaman zaman kendisini yalnızca doğan, büyüyen, çalışan, yorulan ve sonunda ölen bir varlık gibi görüyor. Oysa Kalu Belâ bize hayatın bundan çok daha büyük bir anlam taşıdığını hatırlatıyor. Biz sadece dünyaya gönderilmiş insanlar değiliz; aynı zamanda bir sözün, bir kulluk bilincinin ve büyük bir imtihanın sahibiyiz.

Fakat ortada ilginç bir durum var. Eğer böyle bir söz verdiysek, neden hatırlamıyoruz?

Belki de bunun hikmeti, insanın dünyada kendi iradesiyle Rabbini bulmasıdır. Eğer o günü bütün ayrıntılarıyla hatırlasaydık, iman bir tercih olmaktan çıkıp hatırlanan bir bilgiye dönüşebilirdi. İnsan, hayat boyunca karşılaştığı iyilikler ve kötülükler arasında, vicdanıyla ve aklıyla yeniden yönünü buluyor.

Bazen bir çocuğun masumiyetinde, bazen bir annenin duasında, bazen gecenin sessizliğinde insanın içinde tarif edemediği bir duygu beliriyor. Sanki kalbin derinliklerinde bir şey bize “Sen yalnız değilsin” diyor.

Belki de Kalu Belâ’nın en güzel taraflarından biri burada saklıdır. İnsan, Rabbini dünyada ilk kez tanımıyor; belki de kalbinin derinliklerinde zaten bildiği bir hakikati yeniden arıyor.

Hayatın bütün karmaşası içinde insan zaman zaman kendisine şu soruyu sormalı: “Ben neyin peşindeyim?” Daha fazla para mı? Daha iyi bir makam mı? İnsanların takdiri mi? Yoksa bütün bunların ötesinde, iç huzuru ve yaratılış amacını bulmak mı?

Çünkü dünya bize sürekli “daha fazlasını” istetiyor. Daha çok kazan, daha çok tüket, daha çok göster, daha çok sahip ol… Fakat insanın kalbi bütün bunlara rağmen bazen boş kalıyor.

İşte Kalu Belâ, insanın o boşluğunu anlamlandıran güçlü bir hatırlatma gibi karşımıza çıkıyor.

Bizim asıl meselemiz dünyaya ne kadar sahip olduğumuz değil, Rabbimize verdiğimiz sözün gereğini ne kadar yaşayabildiğimizdir.

Belki de bu yüzden bazı insanlar çok şeye sahip olduğu hâlde huzursuz, bazıları ise imkânları sınırlı olduğu hâlde gönül zenginliği içerisinde yaşayabiliyor.

Kalu Belâ bize şunu söylüyor: İnsan yalnızca bedenden ibaret değildir. Onun bir ruhu, bir vicdanı ve yaratılışından gelen bir yönelişi vardır.

Dünyaya geldiğimizde o sözü hatırlamıyor olabiliriz. Fakat belki de hayatın bütün amacı, o sözü yeniden hatırlamaya çalışmaktır.

Bir gün bu dünyadan ayrıldığımızda geride bıraktığımız evler, arabalar, paralar ve makamlar kalacak. İnsanların bizim hakkımızda söyledikleri de zamanla unutulacak. Fakat insanın Rabbiyle olan ilişkisi, dünyadaki bütün geçici hesaplardan daha büyük olacak.

Bu yüzden Kalu Belâ yalnızca geçmişte yaşanmış bir hadisenin adı değildir.

Kalu Belâ, bugün kendimize sormamız gereken bir sorudur: “Rabbime verdiğim sözün neresindeyim?”

Belki hayatın en büyük muhasebesi de budur.

Dünyaya gelmeden önce “Evet” demiştik.

Şimdi sıra, o “Evet”in gereğini yaşayabilmekte…

YORUMLAR

Bir adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Marka Flower Çiçekçi