Değerli Okurlar,
Türkiye’de eğitim-öğretim yılının sonuna yaklaşıyoruz. Milyonlarca öğrenci karnelerini alacak, öğretmenler bir yılın yorgunluğunu geride bırakacak, aileler çocuklarının başarısıyla gurur duyacak.
Aslında bugünlerde konuşmamız gereken konular bellidir.
Çocuklarımız bu yıl ne öğrendi?
Okullarımız çocuklarımıza hangi değerleri kazandırdı?
Eğitim sistemimiz onları geleceğe ne kadar hazırlayabildi?
Ancak ne yazık ki son yıllarda eğitim yılının son günleri bu sorularla değil, “mezuniyet organizasyonları” ile gündeme geliyor.
Üstelik sıradan organizasyonlarla da değil…
Her yıl biraz daha büyüyen, biraz daha gösterişe dönüşen, biraz daha amacından uzaklaşan etkinliklerle…
Anaokulu mezuniyetleri…
Okuma bayramları…
İlkokul mezuniyetleri…
Ortaokul mezuniyetleri…
Ve bunların etrafında şekillenen devasa bir organizasyon kültürü…
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Gerçekten neyin mezuniyetini kutluyoruz?
Çünkü mezuniyet, eğitim hayatında belirli bir aşamanın tamamlanmasını ifade eden önemli bir kavramdır. Yılların emeğinin, fedakârlığın ve başarının sembolüdür.
Fakat bugün bu kavramın içi boşaltılmış durumda.
Henüz eğitim yolculuğunun ilk adımlarını atan çocuklar için bile mezuniyet törenleri düzenleniyor.
Mezuniyet artık bir başarıyı taçlandıran anlamlı bir kavram olmaktan çıkıp sıradan bir etkinliğe dönüşüyor.
Daha da düşündürücü olan ise bu etkinliklerin giderek eğitimden uzaklaşmasıdır.
Sosyal medyada her gün yeni görüntüler görüyoruz.
Okulun ciddiyetiyle bağdaşmayan sahneler…
Çocukların yaşlarına uygunluğu tartışılan kıyafetler…
Gösterinin eğitimin önüne geçtiği etkinlikler…
Öğretmenlerin ve öğrencilerin sosyal medya beğenileri uğruna sergilediği görüntüler…
Ve bütün bunların ardından toplumun büyük bir kısmında oluşan rahatsızlık…
Burada mesele çocuklarımız değildir.
Çocuklarımız masumdur.
Onlar kendilerine sunulanı yapar.
Asıl mesele, eğitim kurumlarının hangi mesajı verdiğidir.
Çünkü okul sadece bilgi verilen bir yer değildir.
Okul aynı zamanda bir değerler kurumudur.
Toplumun geleceğini şekillendiren temel yapıdır.
Çocuklarımıza sadece matematik, fen veya Türkçe öğretmeyiz.
Aynı zamanda ölçüyü, saygıyı, sorumluluğu ve toplumsal değerleri de öğretiriz.
Bu nedenle eğitim kurumlarının attığı her adım son derece önemlidir.
Bugün birçok veli ekonomik sıkıntılarla mücadele ediyor.
Buna rağmen bazı mezuniyet organizasyonları neredeyse düğün hazırlıklarını andıran bir boyuta ulaşmış durumda.
Özel kıyafetler…
Profesyonel çekimler…
Salon kiralamaları…
Süslemeler…
Ek masraflar…
Oysa eğitim sistemi ailelere yeni yükler oluşturmak için değil, çocuklara yeni ufuklar açmak için vardır.
Daha da önemlisi, dünyanın gelişmiş ülkeleri bilimde, teknolojide ve yapay zekâ alanında yeni atılımlar peşindeyken bizim eğitim gündemimizin sık sık mezuniyet görüntüleriyle meşgul olması düşündürücüdür.
Bir ülkenin geleceğini sahne ışıkları belirlemez.
Bir ülkenin geleceğini yetişmiş insan gücü belirler.
Gösterişli videolar belirlemez.
Nitelikli eğitim belirler.
Sosyal medya alkışları belirlemez.
Bilgi, üretim ve karakter belirler.
Elbette çocuklarımız sevinecek.
Elbette başarıları kutlanacak.
Elbette yıl sonu etkinlikleri yapılacak.
Buna kimsenin itirazı yok.
Ancak kutlamanın amacı değiştiğinde, eğitim ikinci plana düştüğünde ve gösteriş özün önüne geçtiğinde durup düşünmek zorundayız.
Çünkü eğitim; gösteri değil ciddiyet ister.
Eğitim; alkış değil emek ister.
Eğitim; görüntü değil içerik ister.
Bugün belki birkaç dakikalık videolar izleniyor, birkaç gün sosyal medyada konuşuluyor.
Ancak unutulmamalıdır ki eğitimin içinden eksilen her değer, yarının toplumundan eksilecektir.
Bu nedenle artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Çocuklarımızı gerçekten geleceğe mi hazırlıyoruz?
Yoksa onları daha küçük yaşlarda gösteri kültürünün bir parçası haline mi getiriyoruz?
Bu sorunun cevabı sadece bugünü değil, Türkiye’nin yarınlarını da belirleyecektir.

YORUMLAR