Son zamanlarda hepimizin fark ettiği bir şey var: İnsanlar her zamankinden daha gergin, daha sabırsız, daha kırılgan… Sanki hepimiz görünmez bir yük taşıyoruz ve o yükün ağırlığı, en ufak bir temasla öfkeye dönüşebiliyor. Özellikle de trafikte…
Trafikte yaşanan kavgalara, tartışmalara, hatta bir anda insan öldürmelere dair haberleri okudukça içim burkuluyor. Çünkü biliyoruz ki kimse sabah evden çıkarken Bugün biriyle kavga edeceğim diye çıkmıyor. Ama bir bakıyorsunuz, kırmızı ışıkta birkaç saniye durmak istemeyen, selektörle yol isteyen ya da korna çalan biri bir anda ortalığı savaş alanına çevirebiliyor. Bu kadar mı kolay kırılmak? Bu kadar mı zor nezaket?
Geçen gün cadde üzerinde yürürken iki sürücü arasında yaşanan bir tartışmaya şahit oldum. Biri, diğeri önüne kırdı diye sinirlendi; diğeri “Çocuk mu taşıyorum, dikkat et” diyerek bağırdı. Aslında ikisi de haklıydı kendince… Ama bir şey eksikti: sakinlik ve nezaket. Bir özür dilerim deseler bitecek, bir önemli değil deseler dağılacak bir mesele… Ama olmadı. Çünkü artık kimse geri adım atmak istemiyor. Sanki birimizin nezaket göstermesi, diğerine üstünlük sağlıyormuş gibi…
Oysa nezaket, bir zayıflık değil, bir güçtür.
Bu köşede sık sık yazıyorum: İnsanlar yorgun, hayat zor, geçim derdi ağır… Ama bu zorluklar birbirimizi tüketme hakkı vermiyor. Aksine, birbirimize karşı daha sabırlı, daha anlayışlı olmamız gereken bir dönemdeyiz.
Bugün düşünün: Sabah trafikte yaşadığınız bir tartışma bütün gününüzü mahvedebiliyor. Kalbiniz sıkışıyor, nefesiniz daralıyor, iş yerinde motivasyonunuz düşüyor. Trafikte gördüğümüz o kabalık, sadece orada kalmıyor; eve, iş yerine, hatta çocuklarımızla olan iletişimimize kadar taşınıyor.
Bir bakıyorsunuz, trafikte bağıran o insan birkaç saat sonra bir öğretmen, bir doktor, bir esnaf, bir anne-baba olarak hayatına devam ediyor. O öfke orada bitmiyor; damla damla ilişkilerimize sızıyor.
Şunu kabul edelim: Bizim asıl ihtiyacımız, yolların genişlemesinden çok, kalplerimizin genişlemesi.
Evet, bazen geç kalıyoruz… Evet, herkes acele içinde… Evet, stres hayatımızın her yerine yayılmış durumda… Ama hızlanarak çözemediğimiz bir problemi, sakinleşerek çözebiliriz.
Birbirimize korna değil, sabır lazım. Birbirimize selektör değil, tebessüm lazım. Birbirimize bağırmak değil, anlamak lazım.Çünkü unutmayalım: Her gün trafikte gördüğümüz o araçların içinde, sevdiğimiz insanlar gibi birileri var. Bir anne evine dönmek istiyor, bir baba çocuğunu okuldan alacak, bir genç ilk iş görüşmesine gidiyor… Bizim önünü kesip bağırdığımız o kişi, birinin dünyası olabilir.
Belki de insanların birbirini kolayca incitmesinin, hatta öldürmesinin ardında yatan şey, işte bu kopan bağ… Değer görmediğini hisseden, kimsenin kimseyi umursamadığına inanan insanların öfkesi.
O yüzden bugün küçük bir önerim var: Trafikte, markette, sırada, okulda… nerede olursak olalım, bir kişiye nezaket gösterelim. Birine yol verelim. Birinin sesini kesmeden dinleyelim. Birine buyurun diyelim. Birine hakkını helal et bile desek yeter.
Belki dünyayı değiştiremeyiz… Ama kendi mahallemizi, kendi şehrimizi, kendi günümüzü güzelleştirebiliriz. Bazen bütün değişim, yol verdiğiniz bir araçla başlar.
Unutmayalım: Nezaket bulaşıcıdır. Önce bir kişi başlar, sonra tüm şehir güzelleşir.
Nezaketle kalın, trafikte sakin kalın.

YORUMLAR