Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Aytek TAZ
Aytek TAZ

AYTEK TAZ – ZAMAN HEPİMİZİ SİLECEK

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada karşıma çıkan kısa bir video, dakikalarca düşünmeme neden oldu. Videoda geçen tek bir cümle bile insanın bütün hayatını sorgulamasına yetiyordu: “2126 yılında hepimiz, bizi tanıyan ailemiz ve arkadaşlarımız olmadan bir mezarda yatıyor olacağız.”

Bir an durup düşündüm. Gerçekten de bundan tam yüz yıl sonra bugün yaşayan sekiz milyardan fazla insanın hiçbiri hayatta olmayacak. Bu satırları yazan ben de olmayacağım, şu an bu yazıyı okuyan siz de… Çocuklarımız, arkadaşlarımız, komşularımız, hatta bugün bize “Anne”, “Baba”, “Öğretmen”, “Abi”, “Komşu” diye seslenen insanların büyük çoğunluğu da artık bu dünyada olmayacak. Hayat devam edecek ama biz olmayacağız. Dünya yine kendi ekseninde dönecek, güneş yine doğacak, mevsimler yine değişecek. Sadece bizim yerimize başka insanlar gelecek.

Peki o hâlde bugün bizi bu kadar yoran şeylerin gerçekten ne kadarı önemli? Kimimiz ay sonunda maaşımızın yetip yetmeyeceğini düşünüyoruz. Kimimiz ev kredisi ödüyor, kimimiz yeni bir araba almanın hesabını yapıyor. Kimi üniversite sınavını kazanma telaşında, kimi terfi alabilmek için gecesini gündüzüne katıyor. Kimi sosyal medyada aldığı birkaç olumsuz yorum yüzünden moralini bozuyor, kimi ise hiç tanımadığı insanların ne düşündüğünü saatlerce kafasına takıyor.

Bir düşünün… Bugün saatlerce tartıştığınız o konu, yüz yıl sonra kimin umurunda olacak? Haklı çıkmaya çalıştığınız o kavga, markasıyla övündüğünüz telefon, titizlikle park ettiğiniz otomobil, ödemekte zorlandığınız kredi, büyük emeklerle döşediğiniz ev… Hepsi bir gün başkasının olacak.

Belki oturduğunuz ev birkaç kez satılacak. Çocuk odası olarak hazırladığınız oda yıllar sonra bambaşka çocukların kahkahalarıyla dolacak. Bahçesine diktiğiniz ağacın gölgesinde sizi hiç tanımayan insanlar oturacak. Kütüphanenizdeki kitaplar ikinci el raflarında satılacak ya da bir başkasının evine taşınacak. Gardırobunuzdaki kıyafetleri hiç tanımadığınız insanlar giyecek. Bugün cebinizden ayırmadığınız telefon ise belki çoktan elektronik atık olarak geri dönüşüme gönderilmiş olacak.

Üstelik yalnızca eşyalarımız değil, dertlerimiz de bizimle birlikte yok olup gidecek. Bugün sizi geceleri uyutmayan meselelerin hiçbiri 2126 yılında konuşulmuyor olacak. İş yerindeki anlaşmazlıklar, komşuyla yaşanan tartışmalar, trafikte edilen kavgalar, sosyal medyadaki kırgınlıklar, miras yüzünden bozulan kardeşlikler… Bunların tamamı zamanın içinde eriyip gidecek. İnsan bazen unutacağını bile bile neden bu kadar hırslanıyor diye düşünmeden edemiyor.

Aslında hayat bize her gün bunun küçük örneklerini gösteriyor. Hiç eski bir aile albümüne baktınız mı? Siyah beyaz fotoğraflarda yüzlerce insan vardır. Düğünler, nişanlar, asker uğurlamaları, bayram sofraları… Fotoğraftaki herkes gülümser. Ama yıllar geçtikçe o fotoğraflara bakanlar azalır. Bir süre sonra biri albümü açar ve “Şu köşedeki kimdi?” diye sorar. Cevap veren çıkar. Bir nesil daha geçer. Aynı soru tekrar sorulur. Bu kez cevap veren olmaz. İnsan, aslında ikinci kez o zaman kayboluyor.

Bugün hepimiz birilerinin hayatının merkezindeyiz. Bir evin annesiyiz, babasıyız, evladıyız, öğretmeniyiz, dostuyuz. Ama zaman, en güçlü hafızaları bile yavaş yavaş siliyor. Bir süre sonra ismimiz sadece eski bir nüfus kaydında, sararmış bir fotoğrafta ya da mezar taşında kalıyor. O hâlde kendimize başka bir soru sormamız gerekmiyor mu? Madem yüz yıl sonra makamımızın, servetimizin, arabamızın, takipçi sayımızın ya da haklı çıktığımız tartışmaların hiçbir önemi kalmayacak, bugün neden bunları hayatımızın merkezine koyuyoruz?

Belki de asıl yatırımımız banka hesabımıza değil, insanların kalbine olmalı. Çünkü insanlar satın aldığımız evi değil, içinde kurduğumuz huzuru hatırlar. Aldığımız hediyenin fiyatını değil, verdiğimiz değeri hatırlar. Öğretmenin anlattığı her konuyu unutabilir ama “Sen başarabilirsin.” dediği günü unutmaz. Bir doktorun yazdığı reçete kaybolur ama hastasının omzuna güven veren dokunuşu hafızada kalır. Bir komşunun kapıyı çalıp “Bir ihtiyacın var mı?” diye sorması, yıllar geçse de unutulmaz. Belki de hayatın gerçek ölçüsü, kaç yıl yaşadığımız değil; kaç insanın hayatına dokunabildiğimizdir.

2126 yılında hepimiz olmayacağız. Bu değişmeyecek bir gerçek. Ama o güne kadar nasıl yaşayacağımız, ardımızdan nasıl hatırlanacağımız ve insanların kalbinde nasıl bir iz bırakacağımız hâlâ bizim elimizde. Çünkü zaman hepimizi unutacak. Fakat iyilik, nezaket ve sevgi… İşte onlar, bazen bir ömürden daha uzun yaşayabiliyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Marka Flower Çiçekçi