Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Aytek TAZ
Aytek TAZ

AYTEK TAZ – ÜÇ HARFLİ BİR ALIŞKANLIĞIN TOPLUMSAL FATURASI

Geçen gün annemle birlikte Karabağ Parkı’na gittik. Orada oturan üç tane genç vardı. Konuşmalarına istemeden kulak misafiri oldum. Dikkatimi çeken ne kahkahalarıydı ne de anlattıkları… Dikkatimi çeken tek şey, neredeyse her cümlelerinin arasında aynı kelimenin yer almasıydı: bu kelime. Bir kelimeyi o kadar çok tekrar ediyorlardı ki, sanki Türkçede başka hiçbir sözcük kalmamış gibiydi.
En acısı da şu oldu: bu kelime artık öfkenin değil, günlük konuşmanın bir parçası hâline gelmişti.

Eskiden insanlar sinirlendiğinde ağzından kötü bir söz kaçırırdı. Şimdi ise daha selam vermeden bu kelimeyle konuşmaya başlayan bir nesil yetişiyor. Daha korkuncu, bu durum kimseyi rahatsız etmiyor. Parkta çocuklar oynuyor, yaşlılar banklarda oturuyor, aileler vakit geçiriyor. Ama bazıları, çevresinde kim olduğuna bakmadan ağzına gelen ilk sözü, yani bu kelimeyi, sanki noktalama işaretiymiş gibi kullanabiliyor.

Üstelik bu mesele sadece bugünün sokağında gördüğümüz bir kabalık da değil. Bir gün 1980’li yıllara ait bir video izlemiştim. Trafik polisi kırmızı ışıkta geçen sürücülere tek tek soruyordu: “Neden geçiyorsunuz?” Sürücüler ise öyle güzel, öyle ölçülü, öyle mahcup bir ifade kullanıyordu ki insan ister istemez hayran kalıyordu. Ne bağırma vardı ne hakaret ne de hoyratlık. Yanlış yapan, yanlış yaptığını biliyor; bunu da edep içinde anlatıyordu. İşte asıl fark burada. O yıllarda insanlar hata yapınca bile dilini kirletmiyordu. Bugün ise bazıları, doğru düzgün bir cümle kurmayı bırakın, ağzından çıkan ilk sözü bile süzmeden konuşuyor.

Bugün sokakta yürüyün. Bir okul çıkışına gidin. Bir kafeye oturun. Bir otobüse binin. Aynı manzarayla karşılaşmanız çok yüksek ihtimaldir. İki cümleden biri bu kelime. Üç arkadaş konuşuyor; bu kelime. Telefonda konuşuyor; bu kelime. Oyun oynuyor; bu kelime. Şakalaşıyor; bu kelime. Sevinirken de bu kelime, üzülürken de bu kelime, şaşırırken de bu kelime…
Bu nasıl bir yoksulluktur?
Kelime dağarcığımız mı bu kadar fakirleşti? Duygularımızı ifade edecek başka sözcük bulamıyor muyuz? Türkçe ve Kürtçe gibi binlerce yıllık zengin bir dili, üç harflik bir alışkanlığa mahkûm etmek kime ne kazandırıyor?

İşin daha da düşündürücü tarafı, bu alışkanlık sadece gençlerle sınırlı değil. Orta yaşlı insanlar da aynı dili kullanıyor. Hatta bazen ilkokul çağındaki çocukların bile bu kelimeyi rahatlıkla söylediğini duyuyoruz. Çocuk, duyduğunu tekrar eder. Eğer evde, sokakta, okul yolunda, sosyal medyada ve videolarda sürekli bu kelimeyi duyuyorsa, onu normal zanneder. Sonra da kimse “Bu çocuk neden böyle konuşuyor?” diye şaşırmasın.

Sosyal medya da bu çürümenin en büyük taşıyıcılarından biri oldu. İzlenmek uğruna bu kelimeyi kullananlar, takipçi kazanmak için seviyeyi düşürenler, “samimiyet” adı altında ağzına geleni söyleyenler… Ne yazık ki birçok genç de bunu doğal, hatta özendirici görüyor. Bir kelime, tekrar edildikçe sıradanlaşıyor; sıradanlaştıkça da saygısızlığın dili oluyor.
Oysa bu kelime; cesaret değildir.
Kabalık; özgüven değildir.

Başkalarını rahatsız etmek; rahatlık değildir.
Bir insanın ağzından çıkan söz, karakterinin aynasıdır. Sürekli bu kelimeyi kullanan biri, çevresine güçlü değil, tam tersine kendini ifade etmekte zorlanan biri görüntüsü verir. Çünkü düşünce zenginliği olan insan, kelimeyi seçer; kelime bulamayan ise aynı söze sığınır. Bir cümleyi taşıyamayan, bir duyguyu anlatamayan, bir fikri kuramayan kişi; sonunda dilini değil, alışkanlığını konuşturur.

Toplum olarak en büyük yanlışlarımızdan biri de buna alışmış olmamızdır. Bu kelimeyi duyuyoruz, başımızı çeviriyoruz. Çocukların yanında söyleniyor, ses çıkarmıyoruz. Parkta, otobüste, okul önünde, çay bahçesinde… Sanki bunlar normalmiş gibi davranıyoruz.

Bir toplumun seviyesini sadece yolları, binaları ya da teknolojisi belirlemez. İnsanların birbirine hitap şekli de o toplumun aynasıdır. Dil bozulursa düşünce bozulur. Düşünce bozulursa saygı kaybolur. Saygının kaybolduğu yerde ise huzurdan söz etmek mümkün değildir.

Belki de yeniden işe ağzımızdan çıkan kelimeleri düzeltmekle başlamalıyız. Çünkü güzel konuşmak sadece bir görgü kuralı değil, aynı zamanda karşımızdakine duyduğumuz saygının en açık göstergesidir. Bu kelimeyi her cümlenin içine sıkıştırmak marifet değil; düşünmeden konuşmanın, kolaycılığın ve dil fakirliğinin açık ilanıdır.

Allah rızası için, kendin için, ailen ve Batman için, gelecek nesiller için bu kelimeyi kullanma artık. Sağlıcakla kal…

YORUMLAR

Bir adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Marka Flower Çiçekçi