
Ekim ayı, yazın sona erdiği, toprağın yeniden canlanmaya hazırlandığı bir dönemdir.
Çiftçi, bir yıl boyunca bin bir emekle yetiştirdiği mahsulün hasadını tamamlamıştır. Ancak onun işi hiçbir zaman bitmez; çünkü çiftçi için her hasat bir son değil, yeni bir başlangıçtır.
Bu mevsimde, gelecek yılın hazırlıkları başlar. Tohum, gübre ve mazot tedarik edilir; traktörlerin, pullukların ve biçerlerin bakımı yapılır. Kırılan demirler kaynaklanır, yağlar değiştirilir, ekipmanlar elden geçirilir. Tarlaya düşecek ilk yağmur damlası beklenirken köylerde hummalı bir hareketlilik yaşanır.
Ama bütün bu çabanın, alın terinin bir anlam kazanabilmesi için gökyüzünün rahmet kapılarının açılması gerekir.
Yağmur yağmadıkça tohum da, gübre de, mazot da bir işe yaramaz. Toprağın “tava gelmesi”, yani ekim için uygun nem ve kıvama ulaşması şarttır.
O an geldiğinde çiftçi, sabahın serinliğinde “Ya Allah, Bismillah” diyerek tarlasına yönelir, tohumu toprakla buluşturur.
Ne var ki, çiftçinin sınavı sadece doğayla değildir. Mazotun, gübrenin, tohumun fiyatı her yıl artarken, ürünün taban fiyatı çoğu zaman emeği karşılamaz. Buna rağmen çiftçi toprağa küsmez; çünkü bilir ki her tohum bir umuttur.
Yağmurun her damlası, o umudun yeniden filizlenmesi demektir. Çiftçi bu inançla sabreder, gökyüzüne bakar ve dua eder: “Yeter ki yağmur yağsın, yeter ki tohum toprakla buluşsun…”
Ve işte o an geldiğinde, bütün yorgunluğuna rağmen yüzünde bir tebessüm belirir. Çünkü o, alın teriyle toprağı yoğuran; umudun, emeğin ve direncin adıdır.
Çiftçi için ekim ayı, yalnızca tohumun değil, umudun da toprağa gömüldüğü zamandır.

YORUMLAR