Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Konuk Yazar
Konuk Yazar

TAHİR MİROĞLU/KONUK YAZAR – İNSANLIĞIN VARLIK TEMELİ OLAN KADINA SAYGI!

Toplumların kadim tarihinde kadının değeri, kişiliği ve kimliği çoğu zaman hak ettiği yere ulaşamamıştır. Tarih sayfaları incelendiğinde, kadının çoğu zaman “ikinci sınıf” bir konuma itildiği ve eril hegemonyanın gölgesinde ezildiği görülür. Ancak bu karanlık tablonun yanında, kadını bir değer ve emanet olarak gören medeniyet anlayışları da vardır.

TARİHİN KARANLIK SAYFALARINDA KADIN

Tarih boyunca birçok toplumda kadın ağır ayrımcılıklara maruz kalmıştır.
Hindistan’da kadın çoğu zaman birey olarak değil, bir meta gibi görülmüş; doğumundan itibaren toplum içinde ikinci plana itilmiştir. “Sati” geleneği gibi uygulamalarla dul kalan kadınların hayatı dahi sorgulanır hale getirilmiştir.
Çin ve Japonya’da da tarihsel dönemlerde kadınların çoğu zaman erkek egemen düzenin gölgesinde yaşadığı bilinmektedir. Erkek çocuk isteğinin ağır bastığı dönemlerde kız çocuklarının değersiz görülmesi gibi acı gerçekler tarih kayıtlarına yansımıştır.
Antik Yunan’da demokrasi gelişmiş olsa da bu haklar kadınlara tanınmamıştır. Kadınlar vatandaş sayılmamış, sosyal hayattan büyük ölçüde uzak tutulmuştur.
Roma ve Orta Çağ Avrupa’sında ise kadının konumu çoğu zaman erkeğin mülkiyetine indirgenmiş, özellikle Orta Çağ’da “cadı avları” gibi uygulamalarla kadınlar ağır zulümlere maruz kalmıştır.

ANADOLU VE İSLAM MEDENİYETİNDE KADIN

İslam’ın gelişiyle birlikte kadının toplumsal statüsü önemli ölçüde değişmiştir. İslam, kadına evlilikten mirasa, eğitimden çalışma hayatına kadar birçok alanda hukuki haklar tanımıştır. Peygamber Efendimizin “Kadınlar size Allah’ın emanetidir” sözü, kadının toplum içindeki yerini ve değerini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Türk toplumunda da kadın her zaman “ana” kimliğiyle saygı görmüş; ailenin ve toplumun temel direklerinden biri kabul edilmiştir. Anadolu kültüründe kadın yalnızca evin değil, aynı zamanda toplumun manevi taşıyıcısı olarak görülmüştür.

MODERN ÇAĞIN GÖRÜNMEYEN SORUNU

Günümüz dünyasında teknoloji ve modernleşme büyük ilerlemeler sağlamış olsa da kadının karşı karşıya kaldığı sorunlar tamamen ortadan kalkmış değildir. Reklam, medya ve eğlence sektöründe kadının çoğu zaman bir tüketim unsuru gibi sunulması, modern çağın tartışılan yönlerinden biridir.
Öte yandan kadına yönelik şiddet, taciz ve ayrımcılık gibi sorunlar birçok toplumda hâlâ varlığını sürdürmektedir. Bu durum, kadın hakları konusunda daha güçlü bir bilinç ve toplumsal duyarlılık gerektiğini göstermektedir.

TOPLUMUN AB-I HAYATI

Kadın, insanlığın varlığının devamında en önemli role sahip varlıktır. Bir anne olarak nesilleri yetiştirir, bir eş olarak hayatın yükünü paylaşır, bir birey olarak topluma değer katar.
Merhametin, fedakârlığın ve sevginin en güçlü temsilcilerinden biridir. Sağlıklı ve güçlü bir toplumun yolu da saygın, eğitimli ve özgüvenli kadınların varlığından geçer.
Bu nedenle kadına saygı göstermek sadece bir toplumsal görev değil, aynı zamanda insanlık onurunun gereğidir.
Büyük usta Nazım Hikmet’in dizelerinde ifade ettiği gibi:
Kimi der ki kadın; uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın; yeşil harman yerinde, dokuz zilli köçek oynatmak içindir.
Kimi der ki hayalimdir, boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran, kimi der ki çocuk doğuran…
Ne o, ne bu…
O benim kollarım, bacaklarım, başım,
yavrum, annem, kız kardeşim, hayat arkadaşımdır.
Kadın bu dünyanın en nadide çiçeğidir. Ona merhametle, adaletle ve saygıyla yaklaşmak; daha huzurlu ve daha güçlü bir toplumun kapılarını aralayacaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER