Bir yıl geçti… Ama kalbimizdeki acı hâlâ taze.
Diyarbakır’ın Tavşantepe’sinde, sekiz yaşında bir çocuk, Narin Güran… Bir gün kayboldu; ertesi gün sessiz bir derenin kıyısında bulundu. Bir çuvalın içinde… O küçücük bedeniyle yalnızca ailesini değil, bütün insanlığı utanca boğarak.
Ben iki kız babasıyım. Her gün kızlarımı koklarken, saçlarını öperken, gözlerinin içine bakarken içimde tek bir korku büyüyor: Ya onlar da bir gün korunamazsa? Ya dünyanın karanlığı onların masumiyetine dokunursa?
Narin yalnızca bir köyün, bir ailenin çocuğu değildi. O, hepimizin evinde, kalbinde, gözlerinde büyüyen bir semboldü. Masumiyetin adıydı, kırılganlığın sesi…
Ve şimdi onun anısına, dünyadaki tüm “narin”lere seslenmek istiyorum: Siyah ya da beyaz, Türk ya da Kürt, doğulu ya da batılı, zengin ya da yoksul… Hiçbir ayrımın önemi yok! Çünkü çocuk, insanlığın ortak emaneti demektir.
Dünya, Narin’in çığlığını duymak zorunda! Devletler, hükümetler, toplumlar… Hepimiz omuz omuza vermek zorundayız. Çünkü hiçbir gelecek, çocukların gözyaşları üzerine kurulamaz.
Bir yıl geçti… Bu yalnızca bir yas değil, bu bir çağrıdır!

YORUMLAR