Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Aytek TAZ
Aytek TAZ

AYTEK TAZ – KENDİMİZE AYIRMADIĞIMIZ BİR ÖMÜR

Bir gün bir psikiyatristin muayenehanesine çok üzgün bir adam gelir. Gözleri doludur, konuşurken zorlanmaktadır. Psikiyatrist, adamın ekonomik durumunun iyi olduğunu, sağlığıyla ilgili bir probleminin bulunmadığını ve hayatında dışarıdan bakıldığında ciddi bir sıkıntı olmadığını öğrenir. Ama adam yine de mutlu değildir.

“Her şeyim var doktor,” der. “Ama içimde bir türlü tarif edemediğim bir boşluk var. Gülmek istiyorum, eğlenmek istiyorum ama yapamıyorum.”

Psikiyatrist biraz düşündükten sonra ona bir sirkte gösteri yapan ünlü bir palyaçoyu izlemesini tavsiye eder. “İnsanları kahkahalara boğuyor. Belki seni de neşelendirir.” der.

Adam başını öne eğer. Gözlerinden yaşlar süzülür ve kısık bir sesle:

“Doktor, o palyaço benim…” der.

Bazen insanın hayatı da o palyaçonun hikâyesine benzer. Herkesin yüzünü güldürürken kendi yüzümüzdeki tebessümü unutabiliriz.

Sabah gözümüzü açtığımız andan itibaren bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz. İşe yetişiyoruz, çocukların ihtiyaçlarını düşünüyoruz, evin eksiklerini tamamlıyoruz, faturaları ödüyoruz. Ailemiz için çalışıyor, geleceğimiz için para biriktiriyor, çocuklarımız daha iyi şartlarda yaşasın diye kendi isteklerimizden vazgeçiyoruz.

Bir yakınımızın işi düşse hemen koşuyoruz. Bir arkadaşımızın morali bozulsa saatlerce onu dinliyoruz. Anne babamızın ihtiyacı olduğunda elimizden geleni yapıyoruz. Çocuklarımız bir şey istese çoğu zaman kendi ihtiyacımızı ikinci plana atıp onların istediğini almaya çalışıyoruz.

Bunların hiçbirinde yanlış yok. Sevmek, paylaşmak, fedakârlık yapmak hayatın en güzel taraflarından biri. Fakat bazen bütün bunları yaparken kendimizi hayatımızın dışında bırakıyoruz.

Kendimize yeni bir kıyafet almak istediğimizde “Buna gerek yok.” diyoruz. Bir yere gidip birkaç gün dinlenmek istediğimizde “Şimdi sırası değil.” diyoruz. Uzun zamandır görmek istediğimiz bir şehre gitmeyi erteliyoruz. Bir kitap almak, bir kahve içmek, arkadaşlarla oturmak, sevdiğimiz bir müziği dinlemek bile bazen bize lüks gibi geliyor.

“Çocuklar büyüsün, sonra.”

“Borçlar bitsin, sonra.”

“İşler biraz düzelsin, sonra.”

“Emekli olunca yaparım.”

Ve o “sonra”lar birikiyor.

Bir bakıyoruz yıllar geçmiş.

Çocuklar büyümüş, hayat hızla akmış, sorumluluklar hiç bitmemiş. Biz ise sürekli birilerinin hayatını güzelleştirmek için uğraşırken kendi hayatımızı yaşamayı ertelemişiz.

Asıl mesele de burada başlıyor.

İnsan başkalarını düşünmekten kendisini düşünemez hale geldiğinde, zamanla kendi mutluluğuna yabancılaşıyor.

Üstelik çoğu zaman bunu fark etmiyoruz. Çünkü çevremiz bizi güçlü görüyor. Herkesin yardımına koşan, sorunları çözen, ailesini ayakta tutan, neşeli görünen kişi oluyoruz. İnsanlar bize bakıp “Ne güzel hayatı var.” diye düşünüyor.

Oysa gecenin sessizliğinde insanın kendisiyle baş başa kaldığı anlarda bütün o güçlü görüntünün arkasındaki yorgunluk ortaya çıkabiliyor.

Belki de kendimize sormamız gereken soru şu:

“Ben en son ne zaman sadece kendim için bir şey yaptım?”

Bir yere yetişmek için değil… Birini mutlu etmek için değil… Bir görev olduğu için değil… Sadece ben istediğim için ne yaptım?

Belki uzun zamandır cevabını veremiyoruz.

Oysa insanın kendisi için bir şey yapması bencillik değildir. Kendine zaman ayırmak, biraz dinlenmek, sevdiği insanlarla vakit geçirmek, küçük de olsa hayallerinin peşinden gitmek hayatın bir parçasıdır.

Çünkü biz çocuklarımıza, ailemize ve sevdiklerimize sadece maddi imkânlar bırakmak zorunda değiliz. Onlara mutlu olmayı da göstermeliyiz. Sürekli çalışan, sürekli yorulan ve kendisini sürekli erteleyen bir hayatın normal olmadığını anlatmalıyız.

Hayatın bütün yükünü omuzlayıp sonra “Ben neden yoruldum?” diye sormanın bir anlamı yok.

Bazen durmak gerekiyor.

Bazen telefonu kapatmak, işi bir kenara bırakmak, hiçbir yere yetişmemek gerekiyor.

Bazen yalnızca bir kahve içip gökyüzüne bakmak bile yeterli.

Çünkü hayat sadece çalışmak, kazanmak, yetişmek ve başkalarını mutlu etmekten ibaret değil.

Hep başkalarının hayatına bir şeyler katarken kendi hayatımıza ne kattığımızı da düşünmeliyiz.

Belki bugün bir başkasının yüzünü güldürmeden önce kendi yüzümüzde küçük bir tebessüm oluşturmanın zamanı gelmiştir.

Çünkü insan, herkese iyi gelmeye çalışırken kendisine iyi gelmeyi unutursa, bir gün hikâyedeki o palyaço gibi herkesin karşısında gülerken kendi içinde ağlamaya başlayabilir.

Ve sonunda kendimize şu soruyu sormalıyız:

Hayatta çevrenizdeki insanların mutluluğu için çabalarken acaba siz mutlu olmak için ne yapıyorsunuz?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Marka Flower Çiçekçi