Cizre’nin Botan vadilerinde, taş evlerin arasından süzülen rüzgarın uğultusu ve gece kuşlarının sessiz çığlıkları dışında hiçbir ses yoktu. Burada her taş, her ağaç, geçmişin ağıtlarını fısıldar gibiydi. İşte bu sessizlik içinde, Kürt mitolojisinin en acı ağıtlarından biri hayat buldu: Gece Ağacı altındaki trajedi.
Seydo, oğlunun düğünü için heyecanlıydı. Tek çocuğu Seydiko, köyün neşesi, annesinin ve babasının gözbebeğiydi. Düğün hazırlıkları tamamlanmış, sofralar donatılmış, kadınlar taşın altına taş koymuş, her köşe sevinçle süslenmişti. Fakat Sofra tamamlanmadan önce Seydo, sofrayı süsleyecek et için ceylan avına çıkmaya karar verdi.
Gece, dağların doruklarına sessizlikle çökmüştü. Vadiler derin bir karanlığa bürünmüş, ayın ışığı yalnızca ağaçların arasından süzülüyordu. Seydiko, babasının dönmemesi üzerine kaygılandı. Av sırasında vurduğu bir ceylanın derisine sarılarak, soğuğu ve yalnızlığı bir nebze olsun unutturmak için bir ağacın dibinde uyuyakaldı. Rüzgar yapraklarla fısıldıyor, uzak tepeler bile onun endişesini içine çekiyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla Seydo geri döndü. Yorgun ve uykusuz, avını yanında taşıyordu. Uzaktan, güneşin ışığında parlayan bir cisim gördü; gövdesi adeta gerçek bir ceylan gibi parlıyordu. Avcı içgüdüsüyle okunu çekti. Ve sonra… sessizlik. Yaklaştığında fark etti ki, vurduğu ceylan değil, kendi oğlu Seydiko’ydu.
Seydo’nun yüreği parçalandı. Gözlerinden yaşlar sel gibi aktı. Köy sessizdi; taşlar, duvarlar ve dağlar bu acıyı içine çekmişti. Gece Ağacı’nın gölgesinde yatan trajedi, sadece bir yanılgı değil; insanın kendi elleriyle yarattığı felaketin ve kaderin acımasızlığının simgesiydi.
Ama işin en korkunç yanı, feryatların sesiyle yüzleşmekti. Botan vadilerini titreten çığlıklar yükseldi: Seydo’nun çığlıkları tüm Botan’da yankılanıyordu. Seydo, ellerini oğlunun üzerine koydu ama zaman artık durmuyordu; bu acı geri alınamazdı.
Trajedi burada bitmedi; köy halkı bu olayın ağıtını günlerce, haftalarca ve yıllarca fısıldadı. Her Gece Ağacı’nın gölgesinde, her taşın dibinde, bu acının yankıları dolaştı. Hikâye, nesiller boyunca anlatıldı; bir babanın kendi elleriyle evladını kaybettiği, sessiz ve yürek parçalayan ağıt hâline geldi.
Botan’ın rüzgarı hâlâ taşın altına taş koyan kadınların, köyün dar sokaklarının ve dağların arasında yankılanır. Bu öykü bize hatırlatır ki; insanın karanlıkta yaptığı bir yanlış, sadece bir hayatı değil, bir bütün köyü, bir bütün vadileri etkiler. Ve bazen trajedi, en yakınlarımızın yanında bile sessizce bekler.
Sağlıcakla kalın…

YORUMLAR