Cengiz Aytmatov’un bir kitabında geçen o cümle, insanın kaderle olan en eski tartışmasına sessiz ama derin bir cevap gibidir: İnsan Tanrı’ya sorar, “Madem her şey kaderimde yazılı, ben niye dua ediyorum?” Tanrı da cevap verir: “Belki de bazı sayfalara sadece dilediğin gibi olsun yazmışımdır.” İşte insanın duası, o sayfaların kenarına düşülen en samimi nottur.
Dua, yalnızca istemek değildir. Dua, insanın içini düzene sokmasıdır. Hayat dediğimiz şey, çoğu zaman zihnimizde üst üste yığılmış düşünceler, yarım kalmış cümleler ve susturamadığımız korkularla akar gider. İnsan dua ettiğinde, o kalabalığın içinden kendine bir sessizlik açar. Kalbini, dünyanın gürültüsünden alıp daha yüksek, daha sakin bir yere bırakır. Bu yüzden dua bazen kelimelerle değil, sadece iç çekişle bile olur. Çünkü dua, en çok da insanın kendine dönmesidir.
Bugün modern hayat bize hız öğretiyor, ama durmayı unutturuyor. Oysa dua, insana durmayı öğretir. Bir anlığına nefesini yavaşlatmayı, kalbinin sesini duymayı, yüklerini tek tek yere bırakmayı… Bilim bile artık şunu söylüyor: Umut duygusu güçlendikçe, insanın bedeni de toparlanıyor. Stres azalıyor, kaygı hafifliyor, uyku derinleşiyor, kalp daha sakin atıyor. Dua eden insan, farkında olmadan iç ritmini düzenliyor. Yani dua, sadece ruhun değil, bedenin de sığındığı bir liman oluyor.
Ama dua bir pazarlık masası da değildir. “Ben istedim, hemen olsun” kolaycılığı hiç değildir. Bazen insan dua eder ve istediği olmaz. Fakat o dua, insanı değiştirir. Olaylar aynı kalsa bile, o olaylara bakan göz değişir. Sabırsız bir kalp, beklemeyi öğrenir. Kırgın bir kalp, affetmenin yükünü hafifletir. Korku, yavaş yavaş yerini tevekküle bırakır. Belki de dualar, çoğu zaman hayatı değil, bizi düzeltmek için kabul olur.
Kader dediğimiz şey, sadece başımıza geleceklerin listesi değildir. Aynı zamanda başımıza gelenlerle nasıl ayakta kalacağımızın da hikâyesidir. O hikâyenin bazı yerlerinde insanın önüne bir durak çıkar ve orada sanki görünmez bir levha asılıdır: “Burada dur. Burada dua et.” Çünkü insan her şeyi taşıyabilir ama her şeyi tek başına taşımak zorunda değildir.
Dua eden insan, yalnız olmadığını hatırlar. Bu hatırlayış bile insanın omzundaki yükü hafifletir. En ağır yük, çoğu zaman derdin kendisi değil, “Bunu tek başıma taşıyorum” duygusudur. Dua, o duygunun karşısına dikilen en sessiz ama en güçlü itirazdır. İnsan, içini açabildiği sürece dağılmaz; anlatabildiği sürece toparlanır.
Belki de gerçekten bazı sayfalarda sadece şu yazıyordur: “Burada kalbin konuşsun. Burada sen yaz. Burada dilediğin gibi olsun.” İnsan da o sayfaya her dua ettiğinde biraz umut, biraz sabır, biraz da huzur bırakıyordur.
O yüzden dua, kaderle kavga etmek değil; kaderle konuşmaktır. Ve insan, konuşabildiği sürece iyileşir. Belki bugün, hayatın telaşından bir an çalıp içinden geçenleri bir dua gibi fısıldarsın. Kim bilir, belki de tam o anda, ruhunun en yorgun yerine küçük ama gerçek bir huzur düşer.
Sağlıcakla kalın…

YORUMLAR