Değerli okurlarım…
Bu yazıyı bir vatandaş olarak değil…
Bir baba olarak yazıyorum.
Çünkü artık mesele bir haber başlığı değil,
Bir istatistik değil,
Bir “son dakika” bildirimi hiç değil…
Bu mesele,
Gözümüzün önünde yavaş yavaş kaybettiğimiz bir neslin hikâyesidir.
Ve en acısı…
Biz bu hikâyeyi sadece izliyoruz.
Hatırlayın…
Bu topraklarda ne zaman bir felaket yaşansa,
Önce gözyaşı döktük…
Sonra öfkelendik…
Sonra sustuk…
Hep aynı döngü…
Hep aynı unutma hali…
Gerçeklerle yüzleşmek yerine,
Acıyı bastırmayı tercih ettik.
Ama artık bastırdığımız şey sadece acı değil…
Gerçeğin ta kendisi.
Bakın son günlerde yaşananlara…
Henüz 14…
Henüz 17 yaşında çocuklar…
Hayatın daha başında,
Kim olduğunu bile tam anlayamamış,
İçindeki fırtınayı tarif edememiş çocuklar…
Ellerine kalem değil, silah alıyor.
Ve bir okulun kapısından içeri giriyorlar…
Okul…
Yani güvenin adı…
Yani geleceğin adresi…
Yani bir annenin “emanetim” dediği yer…
Ama artık orası bile güvenli değil.
Bir çocuk, öğretmenine doğrultuyor silahı…
Bir çocuk, arkadaşının hayatını elinden alıyor…
Ve biz hâlâ sorunun neresindeyiz, biliyor musunuz?
Sonrasında…
Evet, sonrasında.
Olay oluyor…
Acı yaşanıyor…
Ve toplum olarak biz devreye giriyoruz…
Ama nasıl?
Öfkeyle…
Kontrolsüzce…
Düşünmeden…
O çocuğa saldırıyoruz.
Linç ediyoruz.
Parçalamak istiyoruz…
Çünkü acımız büyük…
Çünkü içimiz yanıyor…
Ama şunu hiç sormuyoruz:
“Bu çocuk buraya nasıl geldi?”
İşte bizim asıl körlüğümüz burada başlıyor.
Hiçbir çocuk bir sabah uyanıp
“Ben bugün insan öldüreceğim” demez.
Bu bir anlık cinnet değildir.
Bu bir patlama değil,
Uzun süredir biriken bir çöküştür.
Gün gün…
Ay ay…
Yıl yıl…
Görmezden gelinen bir ruh…
Duyulmayan bir çığlık…
Fark edilmeyen bir yalnızlık…
Evde başlar bu hikâye…
Sessiz sofralarda…
Görülmeyen gözlerde…
Sonra okulda büyür…
Akran zorbalığında…
Anlaşılmamışlıkta…
Dışlanmışlıkta…
Ve toplumda derinleşir…
Adaletsizlikte…
Eşitsizlikte…
Umutsuzlukta…
Sonra bir gün…
O sessizlik yerini bir kurşuna bırakır.
Şimdi dürüst olalım…
Biz gerçekten bu çocukları tanıyor muyduk?
Onları gerçekten dinledik mi?
Yoksa sadece “büyüsün geçer” mi dedik?
Bir çocuğun içine düşen karanlığı,
Kaçımız fark etti?
Kaçımız müdahale etti?
Kaçımız gerçekten sorumluluk aldı?
Değerli okurlarım…
Bu mesele sadece “çocuk suçu” değil.
Bu mesele bir sistem meselesidir.
Adaletin eksik olduğu bir yerde,
Hiçbir şey yerli yerinde kalmaz.
Adalet yoksa…
Güven yoktur.
Güven yoksa eğitim işlemez.
Eğitim yoksa bilinç oluşmaz.
Bilinç yoksa toplum çözülür.
Ve biz bugün tam olarak bunu yaşıyoruz.
Bakın etrafınıza…
İnsanlar artık korkuyla yaşıyor.
Çocuklar öfkeyle büyüyor.
Aileler çaresizlik içinde…
Ve en acısı…
Herkes konuşuyor ama kimse çözmüyor.
Çünkü biz sorunu yanlış yerde arıyoruz.
Biz hâlâ sonucu cezalandırıyoruz,
Ama sebebi büyütmeye devam ediyoruz.
Bir çocuğun eline silah geçiyorsa,
Bu sadece o çocuğun suçu değildir.
Bu,
Ailenin ihmali,
Toplumun duyarsızlığı,
Kurumların eksikliği,
Ve sistemin çöküşüdür.
Bu, hepimizin ortak hatasıdır.
Ve şimdi en ağır soruyu soruyorum:
Biz ne zaman bu kadar geç kalan bir toplum olduk?
Ne zaman fark etmeyi bıraktık?
Ne zaman duymamayı seçtik?
Ne zaman “bana dokunmayan yılan” demeye başladık?
İşte o gün…
Kaybetmeye başladık.
Değerli okurlarım…
Artık şunu açıkça söylemek zorundayız:
Bu gidişat normal değil.
Bu bir “alışma” süreci değil.
Bu bir çöküştür.
Ve eğer bugün durmazsak,
Yarın daha ağırını yaşayacağız.
Daha fazla çocuk…
Daha fazla acı…
Daha fazla kayıp…
Peki ne yapacağız?
Öfkeyi bırakacağız demiyorum…
Ama yönünü değiştireceğiz.
Linç etmeyeceğiz…
Sorgulayacağız.
Susmayacağız…
Konuşacağız.
Görmezden gelmeyeceğiz…
Fark edeceğiz.
Çünkü bir çocuğu kaybetmeden önce,
Onu kazanmanın yolları vardır.
Yeter ki görmek isteyelim…
Unutmayın…
Bir toplum, çocuklarını koruyamıyorsa
Hiçbir şeyini koruyamaz.
Ve bir gün gelir…
Biz sadece çocuklarımızı değil,
İnsanlığımızı da kaybederiz.
Bu yüzden bugün mesele sadece bir yazı değil…
Bu bir uyarıdır.
Bu bir çığlıktır.
Bu, geç kalmadan kendimize gelme çağrısıdır.
Çünkü artık soru şu:
Bir sonraki acıyı bekleyecek miyiz…
Yoksa gerçekten bir şeyleri değiştirecek miyiz?

YORUMLAR