Allah, Kur’an-ı Kerim’de dünya hayatı boyunca bizleri kendisine ulaştıracak olan “sırat-ı müstakim” adlı dosdoğru bir yoldan bahseder. Bu yol, kulların Allah’a ulaşmalarını sağlayacak olan ilahi rehberliktir.
Ancak asırlardır Müslüman toplumlar içinde, Kur’an’da tek bir ayetle dahi yer almamasına rağmen, ahirette kıldan ince, kılıçtan keskin bir köprünün olacağına dair bir inanış yayılmıştır. Rivayetlere göre bu köprü cehennemin üzerinden geçmekte; müminler bu köprüden geçerek cennete ulaşmakta, günahkârlar ise cehenneme düşmektedir. Kimileri uçarak, kimileri koşarak, kimileri yürüyerek hatta emekleyerek geçecekmiş. Münafıklar ve cehennemlikler ise sürünerek geçmeye çalışırken cehenneme yuvarlanacaklarmış.
Oysa bu anlatımların hiçbirinin Kur’an’da yeri yoktur.
Kur’an’a baktığımızda, Allah Teâlâ’nın insanların tamamını –peygamberler, veliler, müminler dahil– cehenneme varacağını açıkça bildirdiğini görüyoruz. Fakat bu varış, bir cezalandırma değil, ilahi adaletin tecelli ettiği bir aşamadır. İşte bu noktada Kur’an, cehenneme varışı ve oradan takva sahiplerinin kurtarılışını şöyle anlatır:
📖 Meryem Suresi 71:
“İçinizden hiçbiriniz müstesna olmamak üzere mutlaka oraya (cehenneme) varacaktır. Bu, Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.”
📖 Meryem Suresi 72:
“Sonra takva sahiplerini kurtarır, zalimleri ise dizüstü çökmüş halde orada bırakırız.”
Demek ki Allah, önce herkesi cehennemin kapısına getiriyor. Takva ehli müminleri oradan kurtarıyor, diğerlerini ise cehennemde bırakıyor. Kur’an’a göre cehennem, kapıları olan bir yapıdır. İnsanlar buraya burunları sürünerek, yüzüstü atılarak, zümre zümre sevk edilerek girerler. Yukarıdan düşmek, ince köprüden geçmek gibi öğretiler, tamamen hurafe kaynaklıdır.
Kur’an’da cehennemle ilgili başka ayetlerde de bu gerçek vurgulanır:
📖 Hicr Suresi 44:
“Onun (cehennemin) yedi kapısı vardır. Her kapıdan (günahkâr) bir grup içeri girer.”
📖 Nahl Suresi 29:
“Haydi girin oraya, içinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!”
📖 Zümer Suresi 71:
“Kâfirler zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya vardıklarında kapıları açılır. Onlara: ‘Rabbinizin ayetlerini size bildiren elçiler gelmedi mi?’ denir. Onlar da: ‘Evet geldi’ derler. Böylece azap, kâfirlerin üzerine hak olur.”
📖 İsrâ Suresi 97:
“Allah kimi hidayete erdirirse, işte doğru yolu bulan odur. Kimi de sapıklıkta bırakırsa, onlar için Allah’tan başka dostlar bulamazsın. Kıyamet günü onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü sürünür halde haşrederiz. Onların yurdu cehennemdir.”
📖 Şuarâ Suresi 94:
“Onlar (putperestler) ve azgınlar oraya (cehenneme) yüzüstü sürünerek atılırlar.”
—
Tüm bu ayetler açıkça göstermektedir ki, Kur’an’da “sırat köprüsü” adlı bir yapıdan söz edilmez. Ne kıldan incedir, ne kılıçtan keskindir, ne de insanların düşme tehlikesiyle karşılaştığı bir denge yolu gibidir.
Bu tür anlatımlar, zamanla kulaktan kulağa yayılan ve dine sonradan eklenen hurafelerden ibarettir. Ancak ne acıdır ki bu bilgiler, halkımıza dini doğru şekilde öğretmesi gereken kurumlar eliyle, sanki Kur’an’da yazılıymış gibi aktarılmakta; imam hatip okullarında, ilahiyat fakültelerinde bile yer bulmaktadır.
Oysa hakikatin kaynağı yalnızca Kur’an’dır.
Ve Kur’an, sırat köprüsünden değil; sırat-ı müstakimden bahseder.

YORUMLAR