Değerli okurlarım, kıymetli Batman halkı…
Geçtiğimiz günlerde bir haber düştü gazetelere: Batman’da, çöp konteynerinin yanında bulunan altın dolu bir poşet… İçinde tam 1 milyon 600 bin TL değerinde altın… Poşeti bulan ise henüz çocuk yaşta bir evladımız: Ömer. Ve Ömer, hiç tereddüt etmeden bu poşeti polise teslim etti. Haber manşet oldu, alkış tufanı koptu, ödül konuşulmaya başlandı.
Peki, asıl soru şu: Neden bu kadar sıradan, bu kadar basit, bu kadar normal bir davranış, bu kadar büyük bir olay haline geldi?
Çünkü biz, toplum olarak normal olanı unuttuk!
Bu ülke öyle bir hale geldi ki; dürüstlük istisna, hırsızlık rutin oldu. Rant, torpil, yolsuzluk, arsızlık öyle hayatımızın parçası oldu ki, bir çocuğun doğruluğu mucize gibi gösteriliyor. Oysa olması gerekeni yaptı Ömer; bir mucize değil, bir insanlık dersi verdi. Ama biz, içten içe biliyoruz ki bu davranışın haber olması, aslında bizim çürümüşlüğümüzün ilanı.
Bu topraklar, Mezopotamya’nın kalbinde yatar. Yüzyıllardır “emanete ihanet edilmez” diye büyütülür çocuklar. Batman’ın ruhu; komşunun kapısında oturan ihtiyarın, ramazanda paylaşılan çorbanın, sokağın bir ucundan diğerine yayılan güvenin ruhudur. Ama biz ne yaptık? Bu değerleri bir bir tükettik. Çocuklarımıza örnek olacağımız yerde “adamını bulursan işin olur” cümlesini miras bıraktık. Küçük yalanları masum, büyük haksızlıkları kader diye süsledik. Şimdi bir çocuk çıkıp doğruyu yapınca utanmamız gerekirken, kahraman ilan edip rahatlıyoruz.
Bir de başladık ödül tartışmasına… Sanki dürüstlük para karşılığı satılan bir değer, sanki doğruluk teşvik edilmezse yapılmaz bir lütuf. Hayır! Batman halkı; mesele ödül değil, mesele düzen. Ödül veririz, plaket takarız, manşet atarız… Peki ya sonra? Yine aynı hırsızlıklar, aynı rüşvetler, aynı arsızlık devam etmez mi?
Asıl mesele şu: Bu şehirde ve bu ülkede dürüstlük yeniden sıradan bir davranış haline gelmeli. Çocuklarımızın doğruluğu, haberlere konu olmayacak kadar doğal bir refleks olmalı. Bunun için okulda, evde, sokakta aynı dili konuşmalıyız. Kurumlarımız şeffaf olmalı, liyakat esas alınmalı, küçük haksızlıklara bile “ne olacak canım” denmemeli. Çünkü küçük kötülükler, büyük yıkımların tohumudur.
Ömer bize ayna tuttu Batman halkı. O aynada kendi yüzümüzü gördük: Yorgun, kirlenmiş, değerlerini kaybetmiş bir toplumun yüzünü… Ama aynı zamanda bir umudu da gördük: Henüz bitmemiş bir vicdanı. Bu çocuk bize şunu hatırlattı: İnsan, altınla değil; onuruyla zenginleşir.
Şimdi soruyorum: Bu haberle sadece gururlanıp mı kalacağız, yoksa değişmek için mi adım atacağız? Ömer’in ışığını büyütecek miyiz, yoksa alkışlayıp unutacak mıyız?
Batman’ın rüzgârı akşamları serinletir; ama bu şehri asıl serinletecek olan, vicdanın gölgesidir. Altının parıltısı geçicidir; karakterin ışığı ise yolumuzu aydınlatır. Eğer bu ışığı büyütmezsek, her dürüstlük haberi biraz daha yoksulluğumuzu ilan eder. Eğer büyütürsek… İşte o zaman Batman, sadece petrolün değil; vicdanın da başkenti olur.

YORUMLAR