Bu coğrafyada ölümün adı değişmiyor. Çocuklar, kadınlar, gençler… Hepimiz aynı hikâyeye tanığız. Cenazeler kalkıyor, ağıtlar yükseliyor, ardından yeniden bir sessizlik çöküyor. Bu sessizlik kader değil, alışkanlık. Ve bu alışkanlık, yüreklerimizi körelten en büyük felaket.
Artık söylemek gerekiyor: Biz birbirimizi yok ediyoruz. İncir kabuğunu doldurmayan sebepler uğruna, bir damla kan uğruna, küçük bir kavga uğruna insan hayatı hiçe sayılıyor. Bu topraklarda ölümler artık sıradanlaştı. O kadar sıradan ki bir annenin ağıtları, bir çocuğun yetim kalışı haberlerde birkaç satır, sosyal medyada birkaç paylaşım oluyor. Sonrası unutulmuşluk.
Bir koyun için kavga edip ölenler, bir taş için kardeşini vuranlar, bir miras için yeğenine pusu kuranlar… Bu tabloyu yıllardır yaşıyoruz. Üstelik en acısı, bütün bunların aile, akraba, köylü, aşiret arasında yaşanması. Yani kendi elimizle birbirimizi yok ediyoruz.
Bize yıllardır öğretilen “namus”, “onur”, “şeref” gibi kavramlar kan dökmenin bahanesi haline getirildi. Oysa namus öldürmekte değil, yaşatmaktadır. Onur intikam almakta değil, affetmekte saklıdır. Şeref, ölü bedenlerin üzerinde yükselmez; tam aksine yaşamı savunmakla büyür.
Kan davası adı altında nesilden nesile aktarılan kin, bu topraklara en büyük ihanettir. Çocuklarımız düşmanlıkla doğuyor, gençlerimiz intikam duygusuyla büyüyor. Hayatlarının baharında ölüyor ya da öldürüyorlar. Ve her yeni cenazede aynı cümleyi kuruyoruz: “Bunlar yetmedi mi?”
Ama yetmedi! Çünkü aynı vahşeti hâlâ yaşıyoruz. Daha dün Beşiri ilçesinde yaşanan kanlı olay, bunun en canlı örneği. İnsan canının bu kadar ucuz olduğu, bir tartışmanın onlarca hayatı yok ettiği bir yerde kim barıştan, kim insanlıktan söz edebilir? Çocukların gözleri önünde işlenen cinayetler, kadınların feryatları, akrabaların birbirine kurşun sıkması… Bu, sadece bir vahşet değil, insanlığımızın topluca çürümesidir.
Bize düşen artık bu kısır döngüyü kırmaktır. Sözde barış törenleriyle değil, köklü bir zihniyet değişimiyle. Artık bir koyun, bir arsa, bir miras için hayatların söndürülmediği bir düzen kurmak zorundayız. Bunun için susmamalıyız, korkmamalıyız, alışmamalıyız.
Her ölüm bir çığlık, her ağıt bir utançtır. Bu utancı daha fazla taşımaya gücümüz yok. Gelin, çocuklara düşmanlık değil, dostluk miras bırakalım. Gelin, kinle değil, sevgiyle büyüyelim. Çünkü Beşiri’de yaşanan vahşet bize bir kez daha gösterdi: Eğer biz değişmezsek, bu kan hiç durmayacak.
Ve o zaman kader diye sığındığımız şey, aslında kendi ellerimizle yazdığımız bir intihar belgesi olacak.

YORUMLAR