Değerli okurlarım… Kıymetli eğitim neferleri… Bu ülkenin ışığına can veren öğretmenler…
Bugün yalnızca bir “takvim günü” hakkında yazmıyorum. Bugün, bu coğrafyanın kaderini değiştiren insanlara; çocukların hayallerini omzuna alan sessiz kahramanlara, zorun, yoksunluğun, yokluğun içinden umut çıkaran büyük yüreklere, yani öğretmenlere sesleniyorum.
Çünkü bu ülke, ne bir binayla ne bir projeyle yükseldi… Bu ülkeyi yükselten, tabağına ekmek koyamayan çocuğun gözündeki ışığı söndürmemek için yıllarca direnen öğretmenlerdi.
Günün birinde bir öğretmen sınıfa girer ve sessizlik olur. O sessizlik korkudan değil; saygıdan, meraktan, geleceğin içeri girdiğini hissetmekten… Çünkü biliriz ki öğretmen, o kapıdan yalnızca bilgi getirmez; bir çocuğun kaderini getirir.
Ders kitabındaki kelimeler değil, öğretmenin bakışı, sabrı, yüreği bizi büyütür. Ben bugün geçmişime dönerken aslında geleceğin nasıl şekillendiğini görüyorum. Çünkü beni, bizi, hepimizi yoğuran eller öğretmenlerimdi. Ve bugün, o elleri bir kez daha saygıyla anıyorum… İngilizce Hocam Ebru Aksu…
Bir Kürt çocuğuna sadece İngilizce değil, insan olmayı öğrettiniz. Sabrınız, şefkatiniz, sınıf dışında kurduğunuz o sıcak cümleler… Tahtadaki kelimelerden çok, yüreğinizin dili kaldı içimde.
Tarih Hocam Mahfuz Yıldırım…
Tarihi bir ders değil, bir vicdan, bir sorumluluk, bir ruh olarak anlattınız. Biz geçmişi ezberlemedik; geçmişin yükünü, onurunu öğrendik.
Türkçe Hocam Veysi Yaşar…
Her kelimenin kader değiştirebileceğini bize siz hissettirdiniz. Bugün yazdığım her cümlenin gölgesinde emeğiniz var.
Ve ismini bugün hatırlayamadığım ama gönlümde izi hâlâ duran tüm hocalarım… Sizler geçmişimde değil, bugünümde yaşıyorsunuz. Geleceğime iz bırakmaya devam ediyorsunuz.
Ülkenin her köşesinde yıllardır aynı sahneler yaşanır:
– Sobası yanmayan sınıflar… – Yağmurda çamurla mücadele eden öğretmenler… – Bir defterin, bir kitabın lüks sayıldığı köyler… – 40 kişilik sınıflarda sesini duyurmaya çalışan bir avuç insan… – Ekonomik sıkıntılarla boğuşurken yine de yüzünden tebessümü eksik etmeyen yürekler…
Geçmişte öğretmenlik daha zordu belki ama bugün de kolay değildir. Maaş yetmez, hayat pahalıdır, saygı aşınmıştır, beklenti büyümüştür. Yeri gelir öğretmen: • Psikolog olur, • Sosyal hizmet görevlisi olur, • Anne olur, baba olur, • Yol gösterir, • Karanlığı deler, • Çocuğun yarasına merhem olur.Ama yine de şikâyet etmez. Çünkü bilir: Bir çocuk için umut olmak, bir ömrü onarmaktır. Tarih kitaplarında adları geçmez; heykelleri dikilmez, törenlerde isimleri okunmaz. Ama bir öğretmen, sessizce bir ülkeyi sırtında taşır. Bir harf öğretir, bir cümle kurdurur, bir kalbe dokunur… ve bir milletin kaderi değişir.
Öğretmenlik maaşla ölçülemez, takvimle sınırlanamaz. Öğretmenlik bir gün değil, bir ömürdür. 24 Kasım kutlanır; ama gerçek saygı her gün yaşanır.
Bugün yalnız kendi öğretmenlerime değil, Türkiye’nin dört bir yanında görev yapan bütün öğretmenlere sesleniyorum:
Batman’ın sıcaklığında, Kars’ın ilik donduran soğuğunda, Hakkari’nin sarp dağlarında, Dersim’in sessiz köylerinde, Antep’in hareketli kalabalığında, İzmir’in özgür melteminde, Mardin’in taş evlerinde Tahta başında ter döken, umut yakan, kalp onaran tüm eğitim neferleri… İyi ki varsınız.
Çocukların gözünde büyüyen ışık sizsiniz. Bu ülkenin geleceğini yoğuran eller sizsiniz. Bizim kaderimize dokunan, bizi biz yapan sizsiniz.
Sizler, yalnızca öğretmen değilsiniz. Bu ülkenin vicdanısınız, umudusunuz, sessiz kahramanısınız.
Bu yazıyı bir 24 Kasım selamı olarak değil, bir ömür boyu sürecek bir teşekkür olarak kabul edin.
Başta kendi hocalarım olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir köşesinde görev yapan tüm öğretmenlerin Öğretmenler Günü’nü yürekten kutluyorum.
Geçmişimi aydınlattınız… Bugünümü büyüttünüz… Geleceğime iz bıraktınız…
İyi ki varsınız.

YORUMLAR