Bazı hikâyeler vardır, bittiği yerden başlamaya devam eder… Zembîlfiroş ile Xatun’un hikâyesi de işte böyle bir hikâye. Yüzyıllardır anlatılır, her anlatıldığında aynı sızı yüreğe saplanır.
Zembîlfiroş, yoksul ama gururlu bir gençtir. Elinde ne kılıcı vardır ne de altını… Geçimini, kendi elleriyle ördüğü zembilleri pazarda satarak sağlar. Onun için zembil, ekmek kapısı olduğu kadar onurunun da simgesidir.
Bir gün kader, pazarda karşısına Xatun’u çıkarır. Güzelliği dillere destan, soylu bir ailenin kızıdır Xatun. Bir bakış yeter, gönül düşer… Ama bilir ki, bu sevda baştan yeniktir. Çünkü o çağın katı düzeninde yoksul ile zengin, halk ile bey kızı kolay kolay aynı sofraya oturamaz.
Zembîlfiroş, aşkını dile getirmez. Sevdasını pazara, suskunluğunu zembile yükler. Her zembili örerken, içine biraz daha Xatun’dan düşen hayalleri işler.
Ama hikâye burada bitmez. Rivayete göre Xatun da Zembîlfiroş’a gönlünü verir. Ne var ki, kaderin kalın duvarları iki gönlün arasına örülür. Aile baskısı, töre ve gurur, sevdayı sessiz bir acıya dönüştürür.
Günlerden bir gün, Zembîlfiroş koca bir kalabalığın arasında pazarda yine zembil satar. Xatun, uzaktan onu izler. Ne bir selam, ne bir söz… Gözler konuşur, diller susar. Çünkü bazen aşk, en çok sessizlikte gürler.
Dengbêjler bu hikâyeyi yüzyıllarca ağıtlarla, uzun havalarla anlattı. Zembîlfiroş’un elindeki zembil, halkın kader yükünü; Xatun’un sessizliği ise aşkın imkânsızlığını sembolize etti.
Efsanenin geçtiği yer Mervani Devletinin başkenti Farqin yani bugünkü Silvan’dır. Her şehir, her insan bu hikâyede kendinden bir parça bulur: Yarım kalmış bir sevda, dile getirilememiş bir söz, söylenmeyen bir “keşke”…
Ve biz biliriz ki bazı aşklar kavuşarak değil, kavuşamadan ölümsüzleşir.
Zembîlfiroş ile Xatun’un hikâyesi de işte tam olarak budur: Sessiz çığlıkların en gür olanı.

YORUMLAR