Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Aytek TAZ

AYTEK TAZ – GILGAMIŞ: ÖLÜMLE SAVAŞAN İLK İNSAN

Bugün size öyle bir hikâye anlatacağım ki, ne yazarı belli ne tarihi… Ama bu topraklarda yaşayan herkesin yüreğine dokunur.

Bir kral var bu hikâyede. Adı Gılgamış.
Ama aslında bu hikâyede kendini arayan herkes var. Sen varsın. Ben varım. Ölümden korkan herkes var.

Bundan dört bin yıl önce, Mezopotamya’da bir kral yaşardı. Güçlüydü. Halk ondan korkar, tanrılar bile onun hırsından ürkerdi. Yarı tanrıydı. Ama ne krallığı, ne kudreti onu insan olmaktan kurtaramadı.

Enkidu: Dostluğu Öğreten Yabani

Gılgamış, ne kadar kibirliyse, dostu Enkidu o kadar sadeydi.
Tanrılar, Gılgamış’ın zorbalığına bir denge olsun diye Enkidu’yu yarattı.
Enkidu dağlarda hayvanlarla yaşayan, medeniyet nedir bilmeyen bir vahşiydi. Ama bir kadınla tanıştı, ona dokundu, sevdi. Sonra şehirle tanıştı.
Yani bir nevi “insan” oldu.

Gılgamış ve Enkidu tanıştığında birbirlerine düşmandılar. Sonra dövüştüler. Ter içinde kaldılar. Yorulunca gülüştüler.
Ve işte orada gerçek dostluk doğdu.
Düşman gibi başlayan şey, kalpten bağa dönüştü.

Bir Ölüm, Her Şeyi Değiştirir

Sonra… Tanrılar gazaplandı. “Bu dostluk çok oldu” dediler.
Ve Enkidu’yu öldürdüler. Gılgamış yıkıldı.
İlk defa ne yapacağını bilemedi.
Çünkü o güne kadar her şeyi elde etmişti: Şehir, kadınlar, ormanlar, tapınaklar…
Ama ölüm geldiğinde hiçbirinin anlamı kalmadı.

İşte o gün başladı Gılgamış’ın asıl yolculuğu:

Ölümden kaçış yolculuğu.

Yollara düştü. Geceleri uyumadı. Kimi zaman deniz aştı, kimi zaman mağarada kaldı.
Bir adama ulaştı: Utnapiştim.
Bu adam, tufandan kurtulan Nuh gibiydi. Tanrılar ona ölümsüzlük vermişti.

Gılgamış yalvardı: “Bana da ver o sırrı!”
Utnapiştim dedi ki: “Sana bir bitki göstereceğim. Onu yersen genç kalırsın.”

Ve Gılgamış bitkiyi buldu. Sevinçten gözleri doldu. “Halkıma götüreceğim, herkes kurtulacak” dedi.
Yolda yoruldu. Yüzdü. Uyudu.
Tam o sırada bir yılan geldi, bitkiyi yedi ve kayboldu.

Ve işte o an, Gılgamış ölümsüzlüğü kaybetti.
Ama bir şey kazandı: Gerçek bilgeliği.

Gılgamış Ne Öğretti Bize?

Dört bin yıl geçti aradan. Ama hâlâ aynı soruyu soruyoruz:

“İnsan neden yaşar? Neden ölür? Ve bu arada ne yapmalı?”

Gılgamış’ın hikâyesi bize diyor ki:
• Dostluk, ölümden sonra bile kalabilir.
• Güç, bir yere kadar işe yarar.
• Asıl mesele; yaşarken iz bırakmak, sevilmek, hatırlanmak.
Bugün Batman’da, Siirt’te, Cizre’de bir genç dağlara bakıyorsa, belki o da Gılgamış gibi “Ben nereye gidiyorum?” diye soruyordur.
Bir çocuk babasını kaybettiğinde, belki Gılgamış gibi bir taşın başında oturup ağlıyordur.
Bir kadın, sevdiği adamı yitirince, Enkidu’nun ardından dövünen Gılgamış gibi kendini yolda hissediyordur.

Çünkü biz hâlâ ölümle kavga eden bir halkız.
Hâlâ sevdiklerimizi toprağa verip göğe sorular gönderiyoruz.

Ve hâlâ cevabımız yok.

Ama Gılgamış’ın sonunda bulduğu cevap şuydu:

“Ölümsüzlük, adının iyi anılmasıdır.
Çünkü gün gelir herkes ölür ama hikâyesi kalır.”

Son Söz

Gılgamış belki bir kraldı.
Ama bizden daha çok insandı.
Yüzlerce yıl önce toprağa karıştı ama adı dillerde dolaşıyor.
Çünkü mesele vücut değil, iz bırakmak.

Sen nasıl hatırlanmak istersin?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER