Çocuklarımız artık doğar doğmaz teknolojiyle tanışıyor. Daha yürümeyi öğrenmeden tableti kaydırmayı öğreniyorlar. Bizim kuşak için bu hâl biraz tuhaf tabii… Biz “televizyon kumandasını kim sakladı?” diye evin içinde seferber olurken, şimdiki çocuklar YouTube’a şifreli kapı açar gibi giriyor.
Çocuklarımız teknolojiyle öylesine iç içe büyüyor ki bazen onların hızına yetişmekte zorlanıyoruz. Bir bakıyoruz odasında ekrana dalmış, bir bakıyoruz arkadaşlarıyla sanal dünyada oyun oynuyor. İşte o anlarda içimizden “bizim zamanımızda böyle değildi” diye geçiriyoruz. Haklıyız da… Çünkü biz sokakta misketle, ip atlayarak büyüdük. Ama unutmamak lazım: Onların dünyası farklı, bizim çocukluğumuzdan daha renkli, daha hızlı ve çoğu zaman da daha karmaşık.
İşte tam da burada sorulması gereken soru şu: Biz anne babalar, bu sanal âlemde çocuklarımızın yanında mıyız, yoksa köşeden bakmakla mı yetiniyoruz?
Burada bize düşen şey kızmak, yasak koymak ya da geri çekilmek değil. Onlara sevgiyle rehberlik etmek. Yanına oturup “hadi bana da oyunu öğret” demek, birlikte bir çizgi film izlemek, belki de sosyal medyada neler gördüğünü merakla dinlemek… Böylece çocuk yalnız olmadığını, ailesinin yanında olduğunu hisseder. Çocuğa verilebilecek en değerli şey güvendir. Güvenin yolu da sevgiden geçiyor. Yasaklarla, azarlamalarla güven inşa edilmiyor; tam tersine aradaki köprüleri yıkıyor.
Bizim kültürümüz aslında bunun ipuçlarıyla dolu. Sofra kültürü, bayram ziyaretleri, mahallede komşuluk… Hepsi aynı şeyi anlatıyor: Birlikte olmanın gücünü. Bugün ekranlar bizi ayırıyor gibi görünse de, biz ailece hoşgörüyle yaklaşabilirsek ekranlar da bizi birleştiren bir köprüye dönüşebilir. Yani kızmak yerine anlamaya çalışmak, kopmak yerine bağ kurmak. Çocuğun elindeki tableti almak yerine, “Hadi gel, bu fotoğrafı dedene gönderelim” demek… Yani ekranı aile kültürümüzün bir parçasına dönüştürmek.
Çocuğun oynadığı oyuna kızmak kolay; zor olan anlamaya çalışmak. Kendi çocukluğumuzu hatırlayalım: Sabahtan akşama kadar misket oynarken kimse bize “fazla oynama, bağımlı olacaksın” demiyordu. Oyun sadece şekil değiştirdi; merak, heyecan ve hayal aynı kaldı.
Ve gelelim hayallere… Bizim masal kahramanlarımız vardı: Keloğlan, Nasreddin Hoca… Onlar bize hem hayal kurdurur hem de güldürürdü. Bugünün çocukları da farklı kahramanlarla hayal kuruyor. Masal kahramanlarıyla kurduğumuz hayaller nasıl bizi ayakta tuttuysa, onların hayalleri de geleceğini kuracak. Belki biraz fazla ekranlı, biraz fazla sanallı ama yine de hayal. Çocuğumuzun hayaline eşlik etmek için illa çok şey bilmemize gerek yok; bazen sadece yanında olmak yeter.
Sonuçta teknoloji gelip geçecek, ama ailedeki sevgi kalıcı olacak. Ekranlar çocuklarımızı büyütmez; onları büyüten, bizim ilgimiz, sevgimiz, sabrımız ve kültürümüzdür. Yeter ki yanlarında olalım, kulak verelim, onları sanal dünyanın kalabalığında yalnız bırakmayalım.
Unutmayalım, ekranlar çocuklarımızı büyütmez. Onları büyüten, ailedeki sevgi, hoşgörü ve kültürel değerlerdir. Teknolojiyi bir tehdit değil, doğru rehberlikle bir imkân haline getirmek elimizdedir. Çünkü sevgiyle dokunulan her yolculuk, ister sanal ister gerçek olsun, mutlaka güvenle tamamlanır. Teknoloji gelir geçer, ama ailedeki muhabbet ve kültür, ömür boyu kalır.

YORUMLAR