“Kadına şiddete hayır” cümlesi toplum olarak dilimize pelesenk oldu.
İyi ki de oldu.
Ama kimse şu küçük, sessiz cümleyi dile getirmiyor:
Erkeğe şiddete hayır.
Evet, kulağa garip geliyor belki.
Ama günümüzde erkekler, fiziksel değilse bile duygusal şiddetin sessiz kurbanları haline geldi.
Şiddet artık tokatla değil, kelimeyle; bazen de tavırla vuruyor.
Sabah işe gitmek için evden çıkan erkek,
günün ortasında “beni artık eskisi gibi sevmiyorsun” mesajıyla karşılaşıyor.
Sebep: Sabah “günaydın” mesajında kalp emojisi eksik.
Akşam eve dönüyor, “neden geç kaldın?”
Yorgun olduğunu söylüyor, “bahanen çok.”
Bir gün kahkaha atıyor, “çok neşelisin, kesin biriyle yazıştın.”
Ertesi gün sessiz kalıyor, “benden mi soğudun?”
Yani adamın suçu yok, sadece yanlış zamanda nefes alıyor.
Bazı kadınlar öyle bir noktaya geldi ki, sevgili değil, dedektif gibi davranıyor.
Telefon kontrolü, sosyal medya takibi, profil beğeni incelemesi…
Artık aşk değil bu; kişisel veri ihlali.
Bir beğeni bile sorgu konusu.
“Bu kadının fotoğrafını neden beğendin?”
Oysa fotoğrafta kadın bile yok — sadece bir tabak mantı!
Ve sonra gelir o meşhur sahne…
Kadın bir şey demeden, sadece gözlerini kısar.
O bakış var ya, sessiz ama etkili bir infaz gibidir.
Ne tokat, ne söz… Sadece o bakış yeter.
Erkek o anda suçunu bilmez ama cezasını hisseder.
Evdeki hava anında değişir,
sanki doğalgazı değil, gerilimi açmıştır.
Bir de duygusal manipülasyon var:
Kadın “kırıldım” diyor ama nedenini söylemiyor.
Erkek anlamaya çalışıyor, soruyor, cevap yok.
Bir süre sonra “zaten anlamanı beklemem hataydı.”
Yani adamın suçu sadece telepat olmamak.
Bazı kadınlar ilgi isterken abartının dozunu kaçırıyor.
Sabah yazmazsa sevgisiz, öğlen aramazsa ilgisiz,
akşam mesaj atarsa “bunalttın beni.”
Adam artık şaşırmış durumda:
Ne kadar sevse yanlış, ne kadar sevmezse eksik.
Sevgi değil bu; mayın tarlasında yürümek.
Kıyas kültürü de cabası:
“Bak Ayşe’nin kocası ona sürpriz yapmış.”
“Zehra’nın eşi ona kahvaltı hazırlamış.”
Peki, senin eşin o değil!
Ama yok, kıyas yarışında kimse geride kalmak istemiyor.
Oysa herkesin sevgisi, imkânı, huyu farklı.
Ama kıyasın olmadığı yerde huzur var;
şımartmanın aşırısında ise baskı.
Bir de şu klasik cümle:
“Ben kadın olarak çok şey yaşamışım.”
Evet, ama bu, sevdiğin adamdan intikam almanın bahanesi olamaz.
Erkek ne kadar sabırlı olursa olsun,
her gün suçlu hissettirilen bir kalp, sonunda sessizleşir.
Erkeklerin çoğu konuşmuyor artık.
Korktuklarından değil, değer verdiklerini kırmamak için susuyorlar.
Ama unutmayalım; suskunluk bir sınır değil,
yorgunluğun işaretidir.
Bir zamanlar “kadın isterse dünya değişir” denirdi.
Bugün bazıları “kadın isterse erkek değişsin” diyor.
Ama dünya dengeyle döner, tek taraflı istekle değil.
Gerçek eşitlik, kimsenin diğerini bastırmadığı yerdedir.
Kısacası,
Kadına şiddet ne kadar yanlışsa,
erkeğe uygulanan psikolojik baskı da o kadar zararlıdır.
Birini savunmak, diğerini ezmek değildir eşitlik. Çünkü sevgi; emir değil, denge ister.
O yüzden bir kez daha:
Erkeğe şiddete hayır.
Sevgi, ancak iki taraf da insan gibi davrandığında yaşar.

YORUMLAR