Büyüklerin Günahı, Gençliğin Sessiz Çığlığı.
Değerli okurlarım, kıymetli Batman halkı; Daha önce gençlerimizin yaşadığı derin çıkmazları, özellikle uyuşturucu ve intihar vakalarındaki artışı dile getirmiştim. Fakat geçtiğimiz günlerde farklı bir konu üzerinde araştırma yaparken zihnimde bir soru yankılandı: “Tamam, gençler hatalı… ama biz büyükler, biz ne yapıyoruz?” Bu soruyu kendime defalarca sordum ve inanın, cevabı buldukça içim sızladı. Çünkü karşımıza çıkan tablo çok net: gençlik kirlenmiyor, kirletiliyor. Gençler yozlaşmıyor, yozlaştırılıyor. Üstelik bunu yapan, onların rehberi olması gereken biz büyükleriz.
Bizler kendimizi “Müslüman bir şehirde, hakka hukuka riayet eden insanlar” olarak tanımlıyoruz. Ama dürüst olalım: işin özüne indiğimizde ne hak var, ne hukuk… Ne adalet var, ne vicdan. Müslümanlık sadece İslam’ın beş şartını yerine getirmek değildir; eğer bir babanın eliyle haksızlık meşrulaştırılıyorsa, o oruç da, o namaz da, o dualar da sadece süsten ibarettir.
Bakın, babalar çocuklarını daha iyi bir makama getirmek için her türlü yolu mubah sayıyor.
Devlet dairesinde, belediyede, özel şirkette bir kadro açıldığında önce kim devreye giriyor? “Tanıdık” babalar… Kriter, sınav, liyakat bir kenara atılıyor. “Benim çocuğum olsun” diyerek, başkalarının hakkı, emeği, hayali eziliyor. Peki sonra ne oluyor? O makama torpille gelen çocuk, emekle gelenin önünü kesiyor. Ve o mağdur genç, bir süre sonra sisteme değil, hayata küsmeye başlıyor.
İşte burada büyüklerin suçu başlıyor! Biz, gençlerimize nasihat veriyoruz: “Sabret”, “çalış”, “dua et.” Ama bir yandan da onların önünü biz kapatıyoruz. Adaletin olmadığı yerde genç nasıl inansın, nasıl umut etsin, nasıl temiz kalabilsin? Bir genç defalarca sınava giriyor, hakkıyla çalışıyor ama yerini torpille gelen biri alıyorsa, o gencin kalbinde nasıl bir yara açtığımızı biliyor musunuz? O yara, bazen öfkeye dönüşüyor; bazen sessizliğe, bazen de uyuşturucuya, karanlığa, hatta ölüme…
Bir baba düşünün, “Ben çocuğum için yaptım” diyerek harama meşruiyet kazandırıyor. Oysa gerçek baba, adaletle sınır çizer; helali öğretir, harama bahane bulmaz. Bir anne düşünün, komşusunun çocuğu işe giremediğinde “kısmeti değilmiş” deyip geçiyor. Ama kendi çocuğu için “birini bulalım” diyor. İşte o anda toplumsal adaletin temeli sarsılıyor.
Bu şehirde, özellikle Batman’da, gençliğin sorunları sadece uyuşturucu veya işsizlikle açıklanamaz. Asıl mesele adalet açlığıdır. Bir şehirde adalet zayıfladığında, gençliğin ruhu çürümeye başlar. Bir şehirde liyakat biterse, umut da biter. Bir şehirde “tanıdığın var mı?” cümlesi “Allah yardımcın olsun”dan daha güçlü hale gelirse, orada toplum iflas etmiş demektir.
Bugün gençlerimizi suçluyoruz; “saygısızlar, tembeller, nankörler” diyoruz. Peki biz ne yaptık onlara? Hangi örneği gösterdik? Evde haksızlıkla alınan bir maaşı helal diye yuttuk, işte torpille kazandığımız bir makamı başarı diye anlattık, toplumda sustuk, haksızlığa göz yumduk… O çocuk neyi görerek büyüdü? Adaleti mi, torpili mi? Bu şehirdeki gençliğin tükenişinin sebebi işte bu çelişkilerdir
Soruyorum size: Hangi baba çocuğunu kurtarırken başkasının evladını batırma hakkına sahiptir?Hangi anne “benim çocuğum iyi bir işe girdi” derken, diğer gencin hayalini çalma günahından arınabilir? Hangi toplum, adaleti yok sayıp huzuru bulabilir?
Artık kimse topu gençlere atmasın! Bu toplumun aynasına baktığımızda, gençlerin değil, büyüklerin yüzü kirli çıkıyor. Çünkü çocuk gördüğünü yapar. Eğer biz haksızlığı normalleştirirsek, gençlik adalet beklemeyi değil, haksızlıktan pay kapmayı öğrenir.
Çözüm basit ama zor: Önce vicdanlarımızı temizleyeceğiz. Sonra liyakati geri getireceğiz. Adaletin terazisini, inancın terazisiyle eşitleyeceğiz. Camide saf tutarken yanımızdaki işsiz genci de göreceğiz. Evlatlarımızın önünü değil, ufkunu açacağız. Ve en önemlisi: doğruyu yalnızca söylemekle değil, yaşamakla göstereceğiz.
Batman’ın gençleri; sizin suçunuz yok. Suç, size yanlış dünyayı miras bırakan biz büyüklerde. Ama söz olsun: bu şehir yeniden adaletle, vicdanla ayağa kalkacaksa, o gücü yine sizden alacak. Yeter ki biz büyükler, artık gölge etmeyelim.

Saygıdeğer yazara, ulusların gelişmesinin önündeki belki de en önemli engel olan büyük ve önemli bir soruna ışık tuttuğu için teşekkür ediyoruz… toplumda adalet ve eşitlik… ve bu konuda herhangi bir eksiklik toplumun parçalanmasına ve çöküşüne neden olur… güçlü toplumlar, toplumun gelişmesi ve gençlerin yeteneklerine göre fırsat ve iş elde etmeleri için temel yaklaşım olarak ahlak ilkesine ve adalete dayananlardır… kayırmacılıkla, parti bağlılıklarıyla veya farklı önyargılarla değil… umarız ki ahlak, eğitim, hukuk ve adalet ruhunun üstünlüğü değerleri Batman’a ve diğer bölgelere geri döner… ve bu herkesin sorumluluğudur ve hatalara sessiz kalmak faydalı değildir.