Allahü Teâlâ bir yaprağın düşmesini dilediği zaman sebepleri yaratarak devreye sokar ve evvela o ağaca giden suyu keser ve sararıp kurumasını sağlar. Sonra rüzgârları göndererek düşmesini sağlar. Sonbahar mevsiminde bu sebepleri yaratarak nasıl ağaçlar kuruyup kış uykusuna yatıyorlar. Bu Allah’ın sünnetidir.
İnsanlarının ölümü de böyle değil mi? Ölen bir kimse için yakınları Allah’ı sebep gösteriyor mu? Bu yüzden yine kendinden bir rahmet olarak sebepleri yaratmış ki, ölen bir kimse için ne diyoruz. Hasta oldu öldü. Kalp krizi geçirdi öldü veya trafik kazasında öldü. Vs. hiç kimse Allah’ı suçluyor mu?
Ölmeden ölerek, ölü iken dirilmek için de yine Allahütealâ’nın bu kuralı geçerlidir. “Peygamber Efendimizin de ölmeden önce ölünüz” hadisi şeriflerinde belirttiği gibi, ölmeden önce ölerek, ölü iken dirilmek isteyen bir kişi kendi serbest iradesi ile kalben ona yönelip, Allah’a ölmeden önce ruhunu ulaştırmayı mutlaka dilemesi gerekmektedir. Bu Allah’ın yardımları olan sebepleri alabilmemiz, dünya ve ahiret saadetine ulaşabilmemiz için koyduğu hayatımızdaki en önemli olmazsa olmaz kuraldır. O yüzden nefisteki afetlerin kaybolması için onları besleyen şeytandan gelen vesveseyi keserek canlı kalmalarını önlemek gerekir. Bu da Allah’a ulaşmayı dileyerek mürşide tabi olmakla olur. Rüzgâr ise onların nefsimizden yok olmasını sağlayan amelüssalihat yani zikir ibadetidir. Bu üçlü olmazsa olmaz Allah’ın bir emridir. Bu emir bize dünya ve ahiret saadetini kazandıracak olan olmazsa olmazdır.
Allah’a ulaşmayı dilemeden Furkanları alıp ölü iken dirilemezsiniz. Namazları, zikri ve diğer tüm ibadetleri severek huşu ile kanitin olarak eda edemezsiniz, mürşid sevgisi kalbinizde olmayacağı için onu arayıp bulamazsınız. Mürşidinize tabi olmazsanız amelüssalihat yapamazsınız ve nefsinizdeki afetleri temizleyemezsiniz. Çünkü mürşide tabiiyette yedi nimet alınır. Kalbe iman yazılır ve devrin imamının ruhu başınızın üzerine gelir ve bu şekilde Allah sizi korumaya alır. Ruhunuz Allah’a doğru vuslat yani hidayet için sıratı müstakim üzere yola çıkar. Böylece nefs tezkiyesi başlamış olur. Bunun başka bir yolu yoktur.
Şeytaniler bunu taklit ederek tranzandantal meditasyon dedikleri şeytani zikir sahtekârlığı yapmaktadırlar. Ama onlar bu zikir sahtekârlığı ile yedi kat gökleri çıkamazlar, üstelik aşağıya doğru yedi kat zulmani alemlere doğru inerler. İndikçe her katta karanlık daha fazla artar ve yedinci kat esfeli Safilinde en koyu karanlığa ulaşırlar. Halbuki bu sahtekârlığı insanlara aydınlanma olarak sunarak kandırmaktadırlar.
Şeytani zikir sanki bilimsel bir metotmuş gibi insanlara sunulmaktadır. Allah dostları gök katlarını çıktıkça mutlulukları artar, ama şeytanın dostları yer katlarını indikçe mutsuzluk ve huzursuzlukları artar. Senelerdir ülkemizde Rahmani zikir hep küçük ve tehlike görülerek itibarsızlaştırılmış, zulmani zikir yani transandantal meditasyon, yoga, sihir, meditasyon ise çağdaşlık ve bir ilim dalı olarak şeytan ve dostları lanse edilmektedir. İnsanlar bir anlık zevkleri için heveslerini dinlerler. Heva ve heves insanı hep mutsuzluğa götürür. Bunun nedeni öğrendikleri faydasız ilimler dolayısı iledir.
45/CÂSİYE-23: Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz? Hırs ve hevese tabi olanlar ise hassaları kapalı olanlardır. 6/EN’ÂM-46: (Ya Muhammed müşriklere) de ki: “Gördünüz mü? (Aczinizi anladınız mı?)Şayet Allah sizin işitme hassanızı ve görme özelliğinizi alsa ve sizin kalplerinizi mühürlese, Allah’tan başka hangi ilâh onları size (geri) getirir?” Bak, ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz! Sonra onlar yüz çeviriyorlar. İradelerini kullanmadan zikir yapanlar, Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için kalplerine nur girmez.
Mürşitlerine tabi olunmayınca Allah’tan nimetleri alamayacakları için nefs tezkiyesi yapamazlar. 39/ZUMER-22: Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah’a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah’ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler. Allah razı olsun.

YORUMLAR