Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Öztekin YILMAZ
Öztekin YILMAZ

ÖZTEKİN YILMAZ – “ÇÜRÜMENİN STERİL YÜZÜ: İNSAN KAYNAKLARI!”

Değerli okurlar, Bu ülke kokuyor… Evet, yanlış duymadınız! Artık yalnızca kanalizasyon değil; ahlak kokuyor, adalet kokuyor, vicdan kokuyor! Bu topraklarda namusun yerini çıkar ilişkileri, emeğin yerini torpil, liyakatin yerini dalkavukluk aldı. Her köşe başında bir yolsuzluk hikâyesi, her makamda bir utanmazlık oturuyor. Ve en acısı, bu koku artık sıradanlaştı — kimse burnunu tıkamıyor, çünkü herkes o kokunun kaynağında biraz pay sahibi!

Bu ülke, utancını alkışlarla bastıranların ülkesi oldu. Yolsuzluğu “beceri”, hırsızlığı “fırsat”, dalkavukluğu “kurumsal sadakat” sananların! Sokakta mafya, mecliste rantçı, medyada tetikçi, kurumda yalaka… Kiminin diploması sahte, kiminin vicdanı; kiminin unvanı yüksek, kiminin insanlığı eksik. Artık kötülük sıradan, iyilik istisna… Ve herkes bu bataklığın içinde kendine koltuk bulma derdinde.

Sahte diplomalı doktorlar, öğrencisinden para koparan öğretmenler, bahis çeteleriyle ilişkili hakemler, rüşvetle dönen ihaleler… Bu ülke artık kendi değerlerinden utanmıyor, aksine onları pazarlıyor! Toplumun her katmanında bir “mış gibi” hali var: dürüstmüş gibi yapan hırsızlar, adilmiş gibi davranan zalimler, liyakatten söz eden torpilliler… Ve herkes bu bataklığın içinde kendi yerini koruma telaşında.

Ama bir grup var ki, bu çürümüşlüğü parfümle kapatıp “kurumsal düzen” diye pazarlıyor: Onlar, işini hakkıyla yapanların değil; patronun gölgesinde eğilerek yükselenlerin, haklının değil güçlü olanın yanında saf tutanların, insanı değil çıkarı yönetmeyi marifet sayanların ta kendisidir!
Sokakta mafya, ekranda yalaka, koltukta hırsız, ofiste dalkavuk…

Ve sistem öyle bir hale geldi ki, bu çürümüşlüğü “kurumsal kimlik”, “profesyonellik”, “performans kültürü” gibi süslü kelimelerle paketleyip bize başarı hikayesi diye satıyorlar.

Ama en acı olanı ne biliyor musunuz? Bu çürümenin artık en steril, en eğitimli, en parfümlü yüzü var: Adına “İNSAN KAYNAKLARI” diyorlar!
Bir ülkenin en büyük ironisi: İnsan adını taşıyıp “insanı” tüketen bir meslek grubu…

İK denen sistem, özel sektörün gömleğine takılmış en şık yaka iğnesi gibi duruyor ama işçinin boynundaki en görünmez zincir aslında o! İşe alırken gülümseyen, işten atarken “kurumsal gereklilik” diyen, mobbingi “disiplin” olarak tanımlayan, yalanı “motivasyon tekniği” diye yutturan yeni tip modern köle düzeninin bekçileri…

Kendilerini “tarafsız yönetici” diye tanımlarlar ama gerçekte patronun ağzına bakarak işçinin geleceğini biçen cellatlardır. Sendika lafını duyunca rahatsız olurlar, maaş zammı isteyeni “negatif enerji” diye fişlerler, fazla mesaiyi “takım ruhu” diye överler.Ve dahası var! Bir işçi onlardan kurtulup ekmeğini başka bir yerde aramaya kalksa, ellerini devreye sokarlar. Yeni bir işe başvuru yapar, CV bırakır, umutla bekler… Ama telefon çalar: “Son çalıştığı yerde nasıl biriydi?” diye sorulur.

Ve oradaki o steril giyimli, soğuk sesli İK memuru hemen zehrini akıtır: “Disipline uymuyordu, uyum sorunu vardı, biraz problemliydi…” Bir cümle — ve bir insanın ekmeği çöpe gider! O masa başında oturan, kartvizitinde “insan” kelimesi taşıyan o kişi, aslında bir ailenin sofrasından bir lokmayı eksiltmiştir. Bir imza, bir cümle, bir telefon… Hepsi, modern çağın en “kibar” infaz yöntemidir.

Bugün bu ülkede adalet yok, çünkü adaletin yerini “performans değerlendirme formu” almış durumda. Emeğe saygı yok, çünkü emeği ölçenler, o emeğin ne olduğunu hiç tatmamış beyaz yakalı figüranlar. Ve devlet? Devlet, artık patronun çıkarına susan, işçinin hakkına göz yuman bir seyirci pozisyonunda.

Burası çürümüş bir ülke, evet! Ama en tehlikelisi artık kimsenin çürümüşlüğü fark etmiyor oluşu… Çünkü sistem, kokuya parfüm sıkıyor. Ve o parfümün markası: “İnsan Kaynakları.”
Bir ülke kendini düzeltmek istiyorsa önce o parfümü silmeli. Gerçeğin kokusunu duymalı. Yoksa ne kadar kurumsal giyinirsek giyinelim, bu koku hep üzerimizde kalacak.

Bu yazı bir meslek grubuna değil, bir zihniyete ayna tutuyor. O aynaya bakarken rahatsız olan varsa, emin olun sebebi yansımanın çirkinliği değil — yüzün kiridir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER