Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

ÖZTEKİN YILMAZ – 10 EKİM’İN GÖLGESİNDE BİR HAYAT: JÎYAN’İN HİKÂYESİ

10 Ekim’in Gölgesinde Bir Hayat: Jiyan’ın Hikâyesi 10 Ekim 2015…

10 Ekim’in Gölgesinde Bir

10 Ekim’in Gölgesinde Bir Hayat: Jiyan’ın Hikâyesi 10 Ekim 2015… Türkiye tarihinin en karanlık, en kanlı günlerinden biri. Ankara Garı’nda
yüzlerce insanın barış umuduyla toplandığı o alanda, iki canlı bomba kendini patlattı. 100’den fazla canı toprağa düşüren bu katliam, insanlığın en derin yaralarından biri olarak hafızalara kazındı.

Benim içinse bu tarih sadece bir haber başlığı, bir toplumsal felaket ya da istatistik değildi. O gün oradaydım. O saat, o dakika, o patlamaların olduğu yere birkaç adım mesafedeydim. Allah’a binlerce kez şükürler olsun ki bedenim sağlam kaldı. Ama içimde bir şey kırıldı o gün… Bir şeyler sonsuza dek değişti. O anın çığlıkları, dumanı, yerle bir olmuş bedenlerin görüntüsü… Gözlerimle gördüğüm, kulaklarımla duyduğum hiçbir şeyin geri dönüşü olmadı. Fiziksel olarak yara almamış olabilirim, ama ruhum hâlâ o meydanda bir yerlerde titriyor.

Olaydan birkaç saat sonra Batman’dan bir telefon geldi. Arayan annemdi. Sesi sevinç doluydu. Haberi olmadan, ölümün kıyısından dönen oğluna bir müjde veriyordu. İlk torununu kucağına almıştı. Yedi çocuğu olan annem, ilk kez torun sevinciyle gözyaşı döküyordu. Telefonun ucunda kardeşlerim, yengem, eşim… Hep bir ağızdan bağırıyorlardı: “Amca oldun!”

O an… O andaki duyguyu tarif edemem. Ölümün soluğunu ensemde hissettiğim bir günde, bir başka yerden yaşam bana göz kırpıyordu. Hayat, en beklenmedik yerde ve zamanda yeniden başlamıştı. O çocuğa bir isim gerekiyordu. “Adını sen koy,” dediler, “en büyük amcasısın.”
Ben de dedim ki: “Yaşam olsun.” “Jiyan olsun.”
Evet, o gün ölüme en yakın olduğum anda bir yaşam geldi dünyaya. Ve ben o yaşamın adını “Jiyan” koydum. Çünkü o gün, ölümle yaşam arasında incecik bir çizgide durmuş, hayatta kalmanın ne demek olduğunu iliklerime kadar hissetmiştim.

Yıllar geçti. Jiyan büyüdü. Her çocuk gibi, isminin anlamını sormaya başladı. Annesine, babasına, çevresine… Herkesin cevabı aynıydı: “Amcana sor, o koydu. Vardır bir hikâyesi.”
Bir gün Jiyan yanıma geldi. Gözlerimin içine bakarak sordu: “Amca, neden benim adım Zeynep, Meryem ya da Elif değil de Jiyan?”
Derin bir nefes aldım. Gözlerim doldu. Ona, doğduğu günün tarihini ve o gün yaşadığım dehşeti anlattım. Yaşam ile ölümün iç içe geçtiği o günde onun adını “yaşam” koyduğumu söyledim. Çünkü onun varlığı, bana yeniden nefes aldırmıştı. Çünkü onun gelişi, karanlık bir günde bir kıvılcım gibi içimi aydınlatmıştı.

Şimdi Jiyan 5. sınıfa başlayacak. Başarılı bir öğrenci, meraklı, çalışkan, güçlü bir karakter… Adının hakkını veren bir çocuk. Bana her fırsatta şöyle diyor: “Amca, ben bu isme layık olmak istiyorum. Doktor olacağım. İnsanları yaşatacağım.”

Bunu her söylediğinde içimde fırtınalar kopuyor. O kara günün küllerinden yeşeren bir yaşam gibi duruyor karşımda. Ve ben her baktığımda ona, sadece bir çocuk değil, bir direnişi, bir umudu, bir geleceği görüyorum.

10 Ekim, birçok insan için bir yas günü. Benim içinse aynı zamanda bir doğum günü. Çünkü o gün hem öldüm, hem de yeniden doğdum. Ve bu ikinci hayatımı “Jiyan”a borçluyum.