Eskiden hayatın yönü hep yukarıya doğru bakardı; zenginlik göğe yakın, fakirlik yere daha yakındı. Şimdi ise ne yukarısı yukarıda ne aşağısı aşağıda…
Dünya kendi ekseni etrafında bir kez döndü sanki, değerler yer değiştirdi, beğeniler başkalaştı, şartlar şaştı. Yıllar önce kimsenin yüzüne bakmadığı şeylere şimdi insanlar para yetiştiremiyor.
Vaktiyle yoksulun atı vardı, zengin kısmının arabası vardı. Zengin olanın göstergesi arabaydı. Şimdi herkesin arabası var ama zengin olmak için bir tane otomobil yeterli değil; illa bir at çiftliğinde fotoğraf çektirilecek, özel eğitmenle binicilik öğrenilecek. Dedelerimizin her gün bedavaya yaptığı işe bugün binlerce lira veriliyor.
Köyde yaşamak mecburiyetti bir zamanlar… “Oğlum şehirde iş bul da kurtar kendini” cümlesi evlerin ortak duasıydı. Şimdi şehirde dört duvar arasında sıkışmış insanlar kendini köye atmanın yollarını arıyor. Zenginler, köy evlerini kapış kapış alıyor; sabah erkenden kalkıp sebze sulamak, yıllar önce yokluğun işiydi, bugün zenginliğin en fazla övülen ayrıntısı haline geldi.
Eskiden köy kahvaltısı fakirin sofrasıydı; zeytin, peynir, yumurta… Şimdi aynı kahvaltı masası şehirde öyle bir fiyatla karşımıza çıkıyor ki, insan utanmasa “Ben bunu köyde bedavaya yiyordum” diyecek. Şehir halkı, dedelerimizin her sabah yaptığı sofraya bugün servet ödüyor.
Fakir adam mecburen soba yakar, zengin doğalgazla ısınırdı. Şimdi evini sobayla ısıtanın hali başka bir zenginlik göstergesi oldu. Bir sobanın başında oturmak eskiden “çaresizlik”ti, bugün “hayatın özüne dönüş” diye pazarlanıyor. Odunun, kömürün adeta lüks hale geldiği bir çağdayız; zenginin oturma odasında soba var, fakirin evinde kombi.
Yıllar önce fakir aileler yoğurt mayalar, süt kaynatır, peynir yapardı; mecburiyetten… Şimdi insanlar bu ürünlerin aynısına “ev yapımı” etiketiyle inanılmaz paralar veriyor. Eskiden yoğurdun tutup tutmadığına bakılırdı, şimdi tutan yoğurt bile ödül gibi karşılanıyor.
Bir zamanlar evinde kendi turşusunu kurmak fakirlikti; şehirde yaşayanlar hazır alırdı çünkü zamanı yoktu, imkânı genişti. Bugün turşuyu evinde kuran zenginler var; üstelik büyük bir gururla paylaşan, “kendi ellerimle yaptım” diye hava atan…
Eskiden fakir adam eski hırkasını yamayıp giymeye devam ederdi. Şimdi yamanmış kıyafetler “doğal dokusu bozulmamış” diye övülüyor. Kıyafetin üzerinde leke, yırtık olacak ki “özgün” sayılsın. Fakirin yıllarca saklayamadığı kıyafetleri bugün vitrinde paha biçilmezmiş gibi duruyor.
Eskiden şehirde sıkışık binaların arasında kalmış çocuklar toprak görmeyi rüya gibi bilirdi. Fakirin köyde çamur içinde gezmesini kimse ciddiye almazdı. Bugün zenginler “doğada yürüyüş” adı altında sırf çamura basmak için para veriyor. Fakirin “ayakkabımı mahvetti” diye kızdığı şey, şimdi zenginin moral düzeltme yöntemi.
Eskiden piknik yapmak “ucuz eğlence” diye görülür, kalabalık aileler mangalı kapıp çıkardı. Şimdi piknik alanları özel hizmetlerle dolu; sandalye taşıyan bile para alıyor. Fakirin bir zamanlar mecburen yaptığı dışarıda oturma hâli bugün zenginin şıklık göstergesi.
Eskiden fakirin evinde mum olurdu; karanlığı yenmenin tek çaresiydi. Zenginlerin eviyse her zaman ışıl ışıldı, avizeler hiç sönmezdi. Zaman değişti, düzen tersine döndü. Bugün o yokluğun simgesi olan mum, zengin sofralarında romantizm süsü olarak parlıyor. Fakirin mecburiyeti, zenginin keyfine dönüştü. Demek ki hayat, en basit şeylerin bile anlamını yerinden oynatıyor.
Velhasıl… Dünya gerçekten tersine döndü. Yoksulluğun işaretleri zenginliğin süsüne, değersiz sayılan alışkanlıklar kıymetli birer hatıraya dönüştü. İnsanların yıllar önce “bunu yapmaya mecburum” dediği şey, bugün “bunu yapmak bana iyi geliyor” diye anlatılıyor.
Belki de ihtiyacımız olan şey, yıllar sonra değerini anlayacağımız şeylere bugünden kıymet vermek. Çünkü anladık ki hayat, en basit görüneni bile gün gelip baş köşeye oturtabiliyor. Zenginlik de fakirlik de değişiyor; ama asıl değişmeyen bir şey var: İnsan, neye değer vermesi gerektiğini çoğu zaman ancak aradan yıllar geçince fark ediyor.
İşte bu yüzden, dünün hor görüleni bugünün gözdesi… Kim bilir, belki yarın da bugünün sıradan dediğimiz şeylerine paha biçilemeyecek.
Bazen dünya tersine dönüyor deniliyor ama belki de dünya dönmüyor; biz geç fark ediyoruz, hepsi bu…

YORUMLAR