Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Aytek TAZ
Aytek TAZ

AYTEK TAZ – KUYUDAN GELEN DERS

Tarihin en etkileyici hayat hikâyelerinden biri Hz. Yusuf’un hikâyesidir. Kıskançlıkla başlayan, bir kuyunun karanlığından geçen ve bir ülkenin yönetimine kadar uzanan bu hayat yolculuğu, asırlar boyunca insanlara sadece sabrı değil, tevazuyu da öğretmiştir.

Hz. Yusuf ile ilgili halk arasında anlatılan bir rivayet vardır. Rivayete göre gençlik yıllarında kendi güzelliğine bakıp, “Köle olsam kim bilir kaç paraya satılırım?” der. Sonra kader kendi yolunu çizer. Kardeşleri tarafından kuyuya atılır, yurdundan ayrılır ve bir köle olarak satılır. Üstelik beklediği gibi yüksek bedellerle değil, oldukça düşük bir fiyat karşılığında…

Rivayetin tarihî yönü tartışılabilir. Ancak verdiği ders son derece güçlüdür. Çünkü insan bazen sahip olduğu şeylere değil, sahip olduğunu zannettiği üstünlüklere güvenir. İşte sınav da çoğu zaman orada başlar.

İnsanoğlu garip bir varlık. Elindeki nimetin kalıcı olduğunu düşünmeye çok meyilli. Gençken gençliğin hiç bitmeyeceğini sanıyor. Sağlıklıyken hastalığın başkalarına uğrayacağını düşünüyor. Varlık içindeyken yokluğun kapısını çalmayacağına inanıyor. Oysa hayat, insana sürekli aynı gerçeği fısıldıyor: Bugün sende olan, yarın sende olmayabilir.

Bir düşünelim…

Çocukluğumuzun kahramanları vardı. Mahallenin en güçlü ağabeyleri, en zengin esnafları, en gösterişli arabaları… Aradan yıllar geçti. Kimisi artık hayatta değil, kimisi eski gücünden eser taşımıyor, kimisi de unutulup gitti. Zaman, herkese aynı şeyi gösterdi: Dünyada kalıcı olan çok az şey var.

Belki de bu yüzden büyüklerimiz, insanın kendini fazla övmesinden hoşlanmazdı. Çünkü bilirlerdi ki hayat uzun bir yolculuktur. Yolun başında sahip olduğunuz bir özellik, yolun sonunda sizi tanımlamaya yetmeyebilir.

Bugün dünyanın en başarılı şirketleri arasında gösterilen birçok kurumun bir zamanlar küçük bir dükkândan ibaret olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde, tarihte devasa imparatorluklar kurmuş devletlerin de gün gelip dağıldığını görüyoruz. Tarih kitapları aslında biraz da insanın faniliğinin hikâyesidir. Gücün, servetin ve makamın gelip geçiciliğinin kaydıdır.

İşte bu yüzden kullandığımız kelimeler önemlidir.

Çünkü kelimeler sadece düşüncelerimizi ifade etmez; aynı zamanda düşüncelerimizi şekillendirir. Sürekli kibirle konuşan biri zamanla kendisini olduğundan büyük görmeye başlar. Sürekli umutsuz konuşan biri ise dünyanın bütün kapılarının kapalı olduğuna inanır. Dil, kalbin aynasıdır. Kalpte ne varsa dile dökülür; dilde ne varsa zamanla karaktere dönüşür.

Hayat tecrübesi olan insanlar bunu çok iyi bilir. Onlar konuşurken daha dikkatlidir. Çünkü yılların onlara öğrettiği bir gerçek vardır: İnsan yarın hangi durumda olacağını bilemez.

Bugün eleştirdiğiniz kişinin yaşadığı sıkıntıyı yarın siz yaşayabilirsiniz. Bugün anlam veremediğiniz bir davranışı, yıllar sonra aynı şartların içinde kaldığınızda siz de gösterebilirsiniz. Bu yüzden merhamet, bilgiden önce gelir. Çünkü insan ancak başına geldiğinde bazı şeyleri gerçekten anlayabiliyor.

Kader konusu da biraz böyledir. Elbette kader, sadece söylediğimiz sözlerden ibaret değildir. Ancak insanın kurduğu cümleler, bakış açısını ve tercihlerini etkiler. Tercihler ise hayatın yönünü belirler. Bu nedenle güzel söz söylemek sadece bir nezaket değildir; aynı zamanda bir yaşam biçimidir.

Belki de insanın olgunlaşması, sahip olduklarını saymakla değil, onların emanet olduğunu fark etmekle başlar. Gençliğin, sağlığın, makamın, paranın, güzelliğin ve hatta sevdiklerimizin…

Çünkü hayat bize her gün aynı gerçeği hatırlatıyor: Hiçbirimiz sahip olduklarımızın gerçek sahibi değiliz. Hepimiz bir süreliğine emanetçiyiz.

Bu nedenle konuşurken biraz daha dikkatli, yargılarken biraz daha yumuşak, övünürken biraz daha ölçülü olmakta fayda var. Çünkü insan bazen yaptığı hatadan değil, kurduğu iddiadan sınanıyor.

Ve belki de hayatın en büyük bilgeliği şudur:

Kendini büyük görmek yerine büyük bir emanetin taşıyıcısı olduğunu hatırlamak…
O zaman ne başarı insanı kibirlendirir, ne de başarısızlık onu yıkar.

Çünkü insan, kendisini değil; kendisine verilenleri merkeze koyduğunda hayatı daha doğru okumaya başlar.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER