Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Öztekin YILMAZ
Öztekin YILMAZ

ÖZTEKİN YILMAZ – EĞİLEREK BÜYÜDÜĞÜNÜ SANANLAR, ASLINDA KÜÇÜLDÜĞÜNÜ FARK ETMEZ

Güneş tam tepedeydi, gölge kısa, hakikat ise uzun. Dalın birinde iri, al al olmuş bir nar; hemen yanında ise henüz olgunlaşmamış, kabuğu sert ama içi belirsiz başka bir nar duruyordu. Rüzgâr hafifçe esince, o olgun nar hafifçe eğildi… ama düşmedi. Çünkü dalı güçlüydü.

Alt tarafta ise başka bir manzara vardı…

Bir grup karınca, yere düşmüş ezik meyvenin etrafında toplanmıştı. O meyve artık çürümeye yüz tutmuştu ama karıncalar için hâlâ “nimet”ti. Aralarından biri diğerine şöyle dedi:
“Bak, en tatlı bu… çünkü yere en yakın olan bu.”

İşte tam orada başladı asıl mesele…

İnsanın dik duruşu, bazen aç kalmayı göze almayı gerektirir. Ama bazıları vardır; gölgenin boyuna göre şekil alır, rüzgârın yönüne göre eğilir. Güç neredeyse oraya yönelir, zengin kimse onun dilini konuşur, makam kimdeyse onun önünde susar.

Yalakalık, bir karakter eksikliği değil; bir karakter terkidir.

Çünkü insan, bir gün eğilmeyi alışkanlık haline getirirse… bir süre sonra doğrulmayı unutuyor.

Bir tilki düşün… ormanda güçlü aslanın yanında dolaşır, her avdan sonra “ne büyük avcısın” diye pohpohlar. Ama aslan uzaklaştığında aynı tilki, kendi gölgesinden bile korkar. Çünkü gücün yanında değil, gölgesinde yaşamayı seçmiştir.

İşte bazı insanlar da böyledir…

Kendi değerini üretmek yerine, başkasının gücüne yaslanır.
Kendi sözünü söylemek yerine, başkasının sözünü tekrarlar.
Ve en acısı…
Kendi omurgasını kaybeder.

Zengine karşı eğilenin gözünde fakir küçülür…
Makama eğilenin dilinde hakikat kaybolur…
Güce eğilenin vicdanı ise sessizleşir…

Oysa gerçek şu:

Yalakalık, kısa vadede kapı açar…
Ama uzun vadede insanın kendi yüzüne bakmasını zorlaştırır.

Nar ağacının altına geri dönelim…

Dalında duran nar, rüzgâra rağmen düşmedi. Çünkü kökü sağlamdı. Ama yerdeki meyve? Etrafı kalabalıktı… herkes ondan bir parça koparıyordu.

Kalabalık olmak, değerli olmak değildir.
Ve yere yakın olmak, güçlü olmak hiç değildir.

İnsan bazen yalnız kalır, bazen dışlanır, bazen kaybeder…
Ama dik durduysa, aslında hiçbir şey kaybetmemiştir.

Çünkü en büyük servet ne para, ne makam, ne de güçtür…

En büyük servet:
Eğilmeden yaşayabilmektir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER