Değerli okurlarım…
Kıymetli Batman halkı…
Bir şehir düşünün…
Bir yanında gökyüzünü kaplayan kara dumanlar…
Diğer yanında sessizce can alan sular…
Bir tarafta alevlerin arasında yok olan canlılar, diğer tarafta serinlemek isterken hayattan kopan gençler…
İlk bakışta farklı görünen bu iki acının aslında ortak bir adı vardır:
İhmal…
Batman’da yaz mevsimi artık yalnızca sıcak havaların yaşandığı bir dönem değildir.
Yaz; ihmallerin görünür olduğu, tedbirsizliğin can aldığı, doğanın ve insan hayatının aynı anda yara aldığı bir mevsime dönüşmüştür.
Bugün Batman’ın karşı karşıya olduğu en büyük yaz sorunlarının başında anız yangınları ve boğulma vakaları gelmektedir.
Ve ne yazık ki her ikisi de büyük ölçüde önlenebilir olmasına rağmen yaşanmaya devam etmektedir.
Her yıl hasat sonrası aynı manzaraya tanıklık ediyoruz.
Bir kibrit…
Bir kıvılcım…
Bir anlık umursamazlık…
Ve ardından kilometrelerce uzaktan görülen kara dumanlar…
Ancak yanan sadece kuru otlar değildir.
Toprağın bereketi, doğanın dengesi ve geleceğimiz yanıyor.
Anız yangınlarının arasında kaçmaya çalışan tavşanlar, kirpiler, kuşlar ve sayısız canlı çoğu zaman kurtulamıyor.
Toprak verimini kaybediyor, hava kirleniyor, çocuklarımız ve yaşlılarımız zehirli dumanın etkisiyle karşı karşıya kalıyor.
Birkaç dakikalık kolaylık uğruna doğaya yıllarca sürecek zararlar veriliyor.
Ancak Batman’ın yaz aylarında yükselen tek tehlikesi duman değildir.
Bir başka sessiz tehlike de suların derinliklerinde beklemektedir.
Batman Çayı…
Baraj göletleri…
Sulama kanalları…
Kum ocaklarının oluşturduğu su birikintileri…
Dere yatakları ve kontrolsüz sulak alanlar…
Dışarıdan bakıldığında sakin görünen bu alanların altında çoğu zaman görünmeyen tehlikeler bulunmaktadır.
Ani derinleşen çukurlar…
Dip akıntıları…
Balçıklı zeminler…
Ve saniyeler içerisinde yaşanan geri dönüşü olmayan facialar…
Her yaz aynı acıyı yaşıyoruz.
Bir annenin feryadı yükseliyor…
Bir baba evladını toprağa veriyor…
Bir aile ömür boyu dinmeyecek bir acıyla baş başa kalıyor.
Ne yazık ki birçok ölüm, kaderden çok ihmalin sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Aslında anız yangınları ile boğulma vakaları arasında düşündüğümüzden daha büyük bir benzerlik vardır.
Birinde ateş can alıyor…
Diğerinde su…
Birinde doğa yanıyor…
Diğerinde hayatlar sönüyor…
Ama her ikisinin arkasında da aynı gerçek duruyor:
Duyarsızlık ve ihmal.
Birinde birkaç dakikalık kolaylık uğruna binlerce canlı yok oluyor.
Diğerinde birkaç dakikalık serinleme uğruna geri dönüşü olmayan kayıplar yaşanıyor.
Sonuç ise hep aynı:
Gözyaşı…
Pişmanlık…
Ve geri gelmeyen canlar…
Buradan hem vatandaşlarımıza hem de tüm yetkili kurumlara açık bir çağrıda bulunuyorum.
Anız yangınlarına karşı sıfır tolerans uygulanmalıdır.
Denetimler sahada artırılmalıdır.
Batman genelindeki sulama kanalları, göletler, dere yatakları, kum ocakları ve riskli sulak alanlar düzenli şekilde kontrol edilmelidir.
Tehlikeli bölgelere girişler engellenmeli, bilinçlendirme çalışmaları sürekli hale getirilmelidir.
Çünkü mesele sadece çevreyi korumak değildir.
Mesele insanı, yaşamı ve geleceğimizi korumaktır.
Değerli Batmanlılar…
Toprak da bizimdir…
Su da bizimdir…
Bu şehir de bizimdir…
Bu nedenle ne yükselen anız dumanlarına alışabiliriz ne de her yaz gelen boğulma haberlerini sıradanlaştırabiliriz.
Çünkü alışılan her acı, yeni acıların kapısını aralar.
Ve unutmayalım;
Bir şehir yangınlarla değil, duyarsızlıkla kül olur.
Bir şehir sellerle değil, ihmallerle boğulur.
Batman’ın kaderi duman değil, bilinç olmalıdır.
Batman’ın kaderi gözyaşı değil, sorumluluk olmalıdır.
Çünkü artık bu şehir uyarılan değil…
Korunan bir şehir olmak zorundadır.

Tarım artıklarının yakılmasının çevreye ve insan sağlığına zararlı etkileri nedeniyle ideal bir yöntem olmadığı iyi bilinmektedir. Bu uygulamaya son verilmelidir. Allah Batman’daki ve tüm Türkiye’deki halkımızı korusun.