Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mehmet Şükrü GÜNDÜZ

MEHMET ŞÜKRÜ GÜNDÜZ – KULAKTAN KALBE GİDEN YOL NEREDE KOPTU?

Eskiden bir söz duyduğumuzda sadece kulağımız değil, yüreğimiz de duyardı.

Büyüklerimiz iki cümleyle içimizi sarsar, biz de onların her kelimesini ezber gibi saklardık. Bir öğüt, bazen bir bakış, bazen sadece suskunluk bile anlam doluydu. Oysa şimdi, biz aynı sözleri kendi çocuklarımıza söylediğimizde, sanki arada görünmez bir duvar var. Sesimiz ulaşıyor ama anlamı geçmiyor.

Acaba ne zaman koptu bu bağ? Ne zaman kulaktan kalbe giden o ince, görünmez yol sessizce çöktü? Biz aynı dili konuşuyoruz ama artık aynı duyguyla konuşmuyoruz.

Kuşaklar arasındaki bu kırılma, belki de sadece teknolojiyle değil; sevmenin, dinlemenin ve anlamanın şeklini kaybetmemizle başladı…

Bir zamanlar büyüklerimiz konuşurken biz susardık. Onlar bir şey söylemeden önce bakışlarından ne demek istediklerini anlardık. Bize nasihat verdiklerinde, kafamızı öne eğer, “baş üstüne” derdik. Şimdi çocuklarımız bizim söylediklerimizi duymuyor bile. Duysa da umursamıyor, dinlese de uygulamıyor.

Eskiden babamızın bir bakışı yeterdi. Şimdi biz çocuklarımızla göz göze gelmeye çalışıyoruz ama o gözler başka ekrana kilitli.

Biz “bir gün çocuklarımız olur da bizi dinler mi acaba?” derken, zamanın bambaşka bir cevabı vardı: “Siz de duyulmaz olacaksınız.”
Şimdi bakıyorum da, biz annemizden babamızdan azar değil, çoğu zaman şamar yedik. Kızmazdık. İçimize atardık. Hatta “demek ki bir yanlış yaptım” derdik. Ama şimdi?

Çocuklarımızdan laf işitiyoruz, kapılar yüzümüze çarpılıyor. Hatta üzülerek söylüyorum, kimi anne babalar evladından fiziksel şiddet bile görüyor. Ne oldu bize? Ne oldu da söz geçiremez, göz göze gelemez, kalpten kalbe köprü kuramaz hale geldik? Benim rahmetli dedem derdi ki: “Evlat bir ağaca benzer; tohum bizden, ama nasıl büyüyeceğini zaman belirler.”

Biz o ağacın kökü olsak da, rüzgarı artık biz estiremiyoruz. Çünkü rüzgar başka yerlerden esiyor: tabletlerden, dizilerden, sosyal medyadan… O yüzden bazen düşünüyorum, acaba biz çocuklarımızı büyütmüyor muyuz da, sadece büyümelerine tanıklık mı ediyoruz?Eskiden çocuklar annesinin eteğinden ayrılmazdı. Şimdi biz çocuklarımızın izini sürüyoruz. Nerede, ne yapıyor, ne izliyor?

Eskiden akşam sofraları muhabbet yeriydi. Şimdi herkesin elinde telefon, ekrana bakan suratlar ve konuşmayan dudaklar var. Peki çözüm var mı? Var, ama kolay değil. Belki ilk adım, eskisi gibi olmaya çalışmamakta.

Yani biz, çocuklarımıza “bizim zamanımızda böyleydi” diye başlamak yerine, onların zamanına kulak vererek başlamalıyız. Belki biz de biraz susup, onları dinlemeliyiz. Çünkü bazen çocukların duymak istediği şey, nasihat değil; sadece anlaşılmak… Ne diyordu Can Yücel: “Bir çocuğun kalbine dokunmadan, kafasına ulaşamazsın.” Yani önce gönülden yaklaşacağız. Korkuyla değil, sevgiyle eğiteceğiz.

Bugünün çocukları farklı. Onlar bizden daha sorgulayıcı, daha bireysel. Bu kötü bir şey değil, sadece alışık olmadığımız bir durum. Velhasıl dostlar… Eskiden dayak yedik ama sevgiden emindik. Şimdi sevgiye eminiz ama söze geçiremiyoruz. Zaman değişti, çocuklar da değişti. Ama sevginin dili hâlâ evrensel. Belki yolun başı yine sevgiden geçiyor… Unutmayalım: “Çocuk, ne söylediğinizi değil, nasıl hissettirdiğinizi hatırlar.”

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER