Yirmi sene sonra yaşlanmış, pişman, mutsuz, aldatılmış kadınlar… Feminizm yalanına kurban gitmiş, özgürlük adı altında sevdiklerini ikinci plana atmış, evlilikle dalga geçmiş, güzelliklerinin sonsuza dek süreceğini, yaşlanmayacaklarını sanmış ama sonunda yapayalnız kalmış kadınlar… İşte geleceğin resmi budur.
Bugün sosyal medyada kahve eşliğinde açılmış bir kitabın fotoğrafını paylaşarak kendini entelektüel zanneden, filtreli pozlarına gelen beğeni sayısıyla değer biçen kadınlar… Onlar, modern dünyanın en kolay kandırılan kesimi. “Ben özgürlüğüme çok düşkünüm mottusu ağızlarıda. Ne büyük cümle! Özgürlük diyerek alkışladıkları şey, aslında yalnızlığın ta kendisi.
Bir bakıyorsunuz evliliği küçümsüyorlar. “Evlilik pranga” diyorlar. Sadakati yok sayıyor, anneliği ayak bağı görüyorlar. Ama işte gerçek şudur: Bir aile kurmadan, bir yuva inşa etmeden hiçbir insan tamamlanmaz. Bunu anlamak için çok bilmiş sosyolog olmaya gerek yok; biraz hayat görmüş olmak yeter. Yine de anlamıyorlar, çünkü modernliğin sisine kapılmış gidiyorlar.
Bir de güzellik var tabii… Bugün aynanın karşısında saatlerce poz veren kadınlar, sanki gençlikleri hiç bitmeyecekmiş gibi yaşıyor. Estetikler, botokslar, dolgular… Sanki zamanı durdurabilecekler. Ama durduramıyorlar. Güzellik soluyor, beğeniler azalıyor, gençlik tükeniyor. Ve geriye, makyajla saklanamayan bir yüz kalıyor. O gün geldiğinde, “ben hep genç kalacağım” diyen kadınlar aynalardan bile kaçacak. Çünkü o kullandıkları kremlerin, dolgu malzemelerinin on yıl sonra ne gibi bir yan etkisi olacak bilmiyorlar. Onları ilgilendiren tek şey %90 indirime girmiş olması…
İlişkiler konusunda da benzer bir aldanış var. Sadakati küçümsüyor, ilişkilerle dalga geçiyorlar. “Benim kurallarım” diyerek güveni yok sayıyorlar. Peki sonra? Sonrası basit: Terk edilmek, aldatılmak, unutulmak. Bugün kahkahalarla “ben bağımsızım” diyen kadın, yarın sessiz bir odada kendi kendine ağlarken bağımsızlığının neye yaradığını düşünecek.
Bakın istatistikler bile yalan söylemiyor: Batı’da evlilik oranları yerlerde, boşanmalar rekor kırıyor. Doğurganlık hızla düşüyor. Yalnız yaşayan kadın sayısı patlıyor. Depresyon ilaçları rekor satış yapıyor. Yani feminizmin cennet diye sattığı şey aslında depresyon tarlasından ibaret. Türkiye’de de tablo değişmeye başladı. Kadınlar evlilikten uzaklaşıyor, yalnızlık oranı artıyor, doğum oranı düşüyor. Bu yolun sonu belli: Batı’nın kopyası bir çöküş.
Şimdi soruyorum: Bu mudur özgürlük? Bu mudur kadınların hayali? Filtreli fotoğraflar, geçici ilişkiler, kısa ömürlü alkışlar… Yirmi yıl sonra geriye ne kalacak? Sessizlik. Karanlık. Pişmanlık.
Evet, bugün “ben varım” diye bağıran kadınların çoğu, yarın “ben yapayalnızım” diye ağlayacak. Ve o gün, özgürlük adıyla boyunlarına taktıkları zincirin soğukluğunu, iliklerine kadar hissedecekler.
Çünkü en sonunda, alkışlar diner, güzellik solar, gençlik biter; geriye yalnızca o kadının kendi yankılanan çığlığı kalır. Yazılacak aslında çok şey var ama ben bu kadarını yazmaya cesaret edebildim. Bu yazdıklarımı da çok fazla ciddiye almayın, belki kullanmış olduğunuz kremler ile hiç yaşlanmayacaksınız 80 yaşına gelince bile Işıl Işıl cilde sahip olacaksınız. Benimki sadece bir tahmin yanılıyor olabilirim. Umarım ben yanılırım…
Ve son sözüm, bu kadar uyarıcı varken, bu kadar şeytan varken onlara rağmen namaz kılabilen gençlere… Gerçekten saygıyı hak ediyorsunuz. Hazreti Ömer’in dediği gibi “Namaz kılan yaşlıyı severim ama namaz kılan gence aşığım.”

YORUMLAR