İmam Gazali’nin Dil Belası adlı eseri, insanın en sıradan sandığı alışkanlıklarından birini mercek altına alır: konuşmayı. Gazali, insanın başına gelen kötülüklerin büyük bir kısmının ne kaderden ne de başkalarından kaynaklandığını söyler; çoğu zaman sebep, bizzat insanın kendi dilidir.
Dil, küçük bir uzuvdur ama etkisi büyüktür. Gazali’ye göre dil, doğru kullanıldığında insanı yücelten bir araçtır; yanlış kullanıldığında ise insanı hem toplum içinde hem de kendi gözünde küçültür. En büyük sorun da şudur: İnsan dilinin zarar verdiğini çoğu zaman fark etmez. Çünkü konuşmak kolaydır, sonuçları ise geç fark edilir.
Gazali, kitabında dilin afetlerini açık ve net bir şekilde sıralar. Yalan söylemek, gıybet etmek, dedikodu yapmak, iftira atmak, alay etmek, gereksiz tartışmalara girmek, boş konuşmak… Bugün günlük hayatın “normal” kabul edilen pek çok davranışı, Gazali’ye göre insanı içten içe çürüten alışkanlıklardır.
Özellikle gıybet konusu üzerinde uzun uzun durur. Bir insanın arkasından konuşmanın, onun etini yemek gibi ağır bir günah olduğunu hatırlatır. Ama dikkat çekici olan şudur: İnsanlar gıybeti çoğu zaman kötülük olarak görmez. “Gerçekleri söylüyorum”, “Ben dürüstüm”, “O zaten böyle” gibi cümlelerle kendini aklar. Gazali’ye göre bu, nefsin en tehlikeli oyunlarından biridir. Çünkü insan, günah işlerken kendini haklı hisseder.
Gazali’nin bir diğer uyarısı, “her doğru her yerde söylenmez” düşüncesidir. Doğruyu söylemek erdemdir ama her doğruyu, her ortamda ve her üslupla söylemek erdem değildir. Kırıcı bir doğru, bazen yalandan daha fazla zarar verir. İnsan dilini kontrol edemediğinde, haklıyken bile haksız duruma düşer.
Kitapta susmanın önemi de sık sık vurgulanır. Ancak bu, sürekli susmak anlamında değildir. Gazali, konuşmanın fayda getirmediği yerde susmanın, konuşmaktan daha hayırlı olduğunu söyler. Yani susmak bir kaçış değil, bilinçli bir tercihtir. İnsan, ağzından çıkacak sözün kime ne kazandıracağını ya da ne kaybettireceğini düşünmeden konuşmamalıdır.
Bugün bu satırları okurken Gazali’nin asırlar öncesinden bugünü anlattığını fark etmemek mümkün değil. Sosyal medya, televizyon programları, sokak tartışmaları… Herkes konuşuyor, herkes yorum yapıyor, herkes hüküm veriyor. Ama kimse sözünün sorumluluğunu taşımak istemiyor. Kırılan kalpler, bozulan dostluklar, dağılan aileler çoğu zaman büyük olaylardan değil, küçük cümlelerden doğuyor.
Gazali’nin temel mesajı çok nettir:
Dil, kalbin tercümanıdır. Kalp bozuksa dil de bozuk olur. Bu yüzden dili düzeltmek, aslında insanın kendini düzeltmesidir. Dili kontrol edemeyen insan, nefsini de kontrol edemez.
Dil Belası, bize şunu hatırlatır:
Konuşmak bir ihtiyaçtır ama her konuşma gerekli değildir.
Susmak bazen kayıp gibi görünür ama çoğu zaman kazançtır.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, daha çok konuşmak değil;
daha az konuşup, daha çok tartmaktır.

YORUMLAR