Küçüklüğümüzden beri “eline, beline, diline sahip ol” diye büyütüldük. Yerde bulduğunu cebine atma, başkasının hakkına göz dikme, büyük konuşma, küçük ezme diye tembihlendi. O günlerde ahlak, ders kitabı değildi; evin içinde dolaşan görünmez bir kanundu. Şimdi etrafa bakıyorum da, sanki o kanunlar yürürlükten kaldırılmış gibi.
Bugün hırsızlık, adını değiştirince makbul. “Çakallık” diyoruz, “uyanıklık” diyoruz, “akıllılık” diyoruz. Yalan, süslenince saygın; hak yemek, kılıf bulununca normal. Birinin emeğini çalmak “ticari zekâ”, sırayı bozmak “pratiklik”, torpil “ilişki yönetimi” oluveriyor. Haddini aşmanın yeni bir dili var ve bu dil, utanmayı sözlükten çıkarıyor.
Toplumun bir kısmı, yanlışın yanlış olduğunu söylemek yerine, yanlış yapanın neden haklı olabileceğini anlatmaya hevesli. “Herkes yapıyor”, “Sistem böyle”, “Ben yapmasam başkası yapacak” cümleleri, vicdanın üstüne çekilen battaniye gibi. Altında kalan tek şey de adalet duygusu oluyor. Sonra şaşırıyoruz: Neden güven yok? Neden kimse kimseye inanmıyor? Çünkü herkes, kendine küçük bir istisna yazıyor.
Eskiden bir bakış yeterdi. Bir kaş kalkardı, insan haddini bilirdi. Bir ses tonuyla durulur, bir susuşla utanç duyulurdu. Şimdi ise ne bakış yetiyor ne söz. O yüzden diyorum ki: Bu topluma arada bir anne terliği şart. Evet, bildiğimiz anne terliği. Hukuk kitaplarında yeri yok belki ama ahlak tarihimizde mühim bir maddesi var.
Anne terliği şiddet değildir; sınırdır. “Orada dur” demektir. “Başkası var” demektir. “Her istediğini yapamazsın” hatırlatmasıdır. Anne terliği, insanın elini cebine atarken bir saniye durmasını sağlar. Dili yalanın ucuna geldiğinde geri çeker. Gözünü harama kaydırırken yere indirir. Kısacası, içimizdeki freni çalıştırır.
Bugün o fren bozuk. Sosyal medya meydanlarında bağıranlar, ekranlarda utanmadan yalanı pazarlayanlar, hakkı yiyip gülümseyenler… Hepsinin ortak bir eksiği var: Evden çıkarken terliği görmemişler. Haddini aşmanın bedelsiz olduğuna inanmışlar. Oysa bedel, eninde sonunda toplumun tamamına kesiliyor.
Anne terliği bir sembol. Annelerin, babaların, öğretmenlerin, mahallelinin ortak sesi. “Bu kadar da olmaz” diyen bir vicdan tokadı. Çünkü yasa korkusu yetmediğinde, ayıp duygusu devreye girmeli. Ayıp yoksa, adalet gecikir; adalet gecikirse, çürüme hızlanır.
Hâlâ bazı şeylerin değişmemesi gerektiğine inanıyorum. Emeğin kutsal olması, yalanın utanılacak bir şey sayılması, güçlünün değil haklının kazanması… Bunlar nostalji değil, toplumsal sağlık göstergeleri. Bunları kaybeden toplum, ne kadar zengin olursa olsun fakirleşir.
O yüzden yüksek laflara gerek yok. Uzun bildiriler de şart değil. Bazen kapı aralığından fırlayan bir terlik, bin kelimeden etkilidir. Haddini aşana, hırsızlığı normalleştirene, “her yol mübah” diyene tek bir hatırlatma yeter:
Anne terliği geliyor.
Ve inanın, çoğu zaman en kalıcı ders odur.
Sağlıcakla kalın…

YORUMLAR