Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde en çok konuşulan, en çok umut bağlanan ama her defasında yarım kalan başlıklardan biri “barış süreci” olmuştur. Kimileri buna “çözüm süreci” dedi, kimileri “demokratik açılım”, kimileri ise “milli birlik projesi” olarak tanımladı. İsimler değişti ama hedef hep aynıydı: Akan kanın durması, annelerin gözyaşının dinmesi ve bu ülkenin enerjisinin çatışmaya değil kalkınmaya harcanması…
1. İLK UMUT: 1993 VE YARIM KALAN DİYALOG
Bugüne kadar Türkiye’de Kürt meselesi ve terör sorununun çözümüne yönelik tam 5 önemli süreç yaşandı.
İlk ciddi adım, 1993 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL döneminde atıldı. PKK’nin ateşkes ilan etmesiyle birlikte yeni bir umut doğmuştu. Ancak 17 Nisan 1993’te ÖZAL’ın ani vefatıyla süreç de adeta toprağa gömüldü. O gün, belki de Türkiye tarihi başka bir yola sapabilirdi.
2. İMRALI SONRASI DENGELER: 1999 SÜRECİ
İkinci süreç, 1999 yılında PKK Lideri Abdullah ÖCALAN’ın yakalanması sonrası başladı. O dönem örgüt sınır dışına çekilme kararı aldı. Başbakan Bülent ECEVİT, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ ve Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut YILMAZ’ın yer aldığı koalisyon hükümeti döneminde çatışmalar azaldı. Ancak kalıcı siyasi zemin oluşturulamadığı için 2004’te yeniden çatışmalar başladı.
3. AÇILIM UMUDU: 2009 DEMOKRATİK ADIMLAR
Üçüncü süreç, 2009 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN hükümetinin “Demokratik Açılım” politikasıyla gündeme geldi. TRT Kurdî’nin açılması, kültürel haklar konusunda bazı adımlar atılması önemliydi. Ancak Habur süreci toplumda büyük tartışmalar yarattı ve süreç sekteye uğradı.
4. EN KAPSAMLI DÖNEM: 2013–2015 ÇÖZÜM SÜRECİ
Dördüncü ve en kapsamlı süreç ise 2013–2015 yılları arasında yaşandı. Kamuoyunda “Çözüm Süreci” olarak anılan bu dönemde, İmralı ile görüşmeler yapıldı, HDP heyetleri devreye girdi, Dolmabahçe Mutabakatı açıklandı. Türkiye uzun bir süre çatışmasız bir dönem yaşadı. Ancak Temmuz 2015’te süreç sona erdi ve şehirler yeniden ateş hattına döndü.
5. YENİ ARAYIŞ: 2024 VE “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÖYLEMİ
Bugün ise beşinci bir süreçten söz ediliyor. 2024 itibarıyla “Terörsüz Türkiye” söylemiyle yeniden bir diyalog zemini oluşmaya başladı. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ’nin çıkışları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın mesajları ve DEM Parti heyetlerinin temasları yeni bir dönemin işareti olarak yorumlanıyor.
SÜREÇLER NEDEN YAVAŞLIYOR? BİRİLERİ Mİ ENGELLİYOR?
Burada artık şu soruyu sormak gerekiyor:
Bu süreçler neden sürekli yavaşlıyor, neden hep bir yerde tıkanıyor?
Bazen açıkça söylemek gerekiyor ki; bu mesele sadece teknik bir güvenlik sorunu değildir. Bu mesele aynı zamanda siyasi irade, toplumsal cesaret ve en önemlisi de kararlılık meselesidir.
Her seferinde umut doğuyor, ancak süreç ilerledikçe görünmez duvarlar ortaya çıkıyor. Bürokratik çekinceler, siyasi hesaplar, bölgesel gelişmeler ve zaman zaman da “kim ne kaybeder, kim ne kazanır” hesapları bu sürecin önüne geçiyor.
İnsan sormadan edemiyor:
Bu iş gerçekten isteniyor mu, yoksa isteniyor gibi mi yapılıyor?
Eğer bir barış iradesi varsa, bu iradenin önüne sürekli set çekilmesi, sürecin yavaşlatılması ya da zamana yayılması toplumda ciddi soru işaretleri doğuruyor. Bu noktada sorumluluk tek bir tarafa yüklenemez; ama şu da bir gerçek ki, kararlılık eksikliği en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor.
BARIŞIN TANIMI: SADECE SİLAHIN SUSMASI DEĞİLDİR
Barış; sadece silahların susması değildir.
Barış; adaletin, hukukun, eşit vatandaşlığın ve ortak geleceğin inşasıdır.
Türkiye artık bu meseleyi seçim hesaplarıyla değil, devlet aklı ve millet vicdanıyla çözmek zorundadır. Çünkü bu ülkede Türk’ün de Kürt’ün de Arap’ın da gözyaşı aynı renktir.
SON SÖZÜMÜZ: GEÇ KALINMIŞ HER BARIŞ, DAHA AĞIR BEDELDİR

Bağımsız Gazetesi olarak diyoruz ki, belki de artık geçmişten ders çıkarma zamanıdır.
Çünkü barış ertelendikçe acı da beraberinde büyüyor…
