Değerli okurlarım, Bu hafta, sıradan bir gün gibi görünse de toplumların kaderini yakından ilgilendiren önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. 9 Aralık Dünya Yolsuzlukla Mücadele Günü… Yolsuzluğun gölgesinde kalan adaletin, hakkın ve vicdanın yeniden ayağa kalkması için dünyaya hatırlatılan bir gün. Devletin varlığı, kurumların ciddiyeti ve toplumun güveni söz konusuyken; susmak, görmezden gelmek artık mümkün değil.
Yolsuzluk… Sessiz bir düşman. Ne gündüzden çekinir, ne de geceden. Sadece sızar; önce masum görünen bir “küçük rica” ile başlar, sonra devletin kapılarını içten içe çürütür. Hukukun, adaletin ve toplumun vicdanını kemiren bir hastalıktır yolsuzluk. İşte bu yüzden, her yıl 9 Aralık Dünya Yolsuzlukla Mücadele Günü, yalnızca takvimde bir tarih değildir; toplumların kendi kendine tuttuğu aynadır.
Kara para aklama, rüşvet, ihale oyunları, kayırmacılık, torpil, kamu malının yağmalanması, denetimsizlik, liyakatsiz kadrolaşma… Türkiye’nin dününde de vardı, bugününde de. Ama hiçbir millete yakışmaz, bu kadar derinleşmesi… Çünkü yolsuzluk sadece kasaları boşaltmaz; umutları, geleceği, güveni de çalar.
Türkiye, tarih boyunca büyük medeniyetlerin beşiği oldu. Ancak bugün, toplumun en acı
gerçeği şu: Vatandaşın devlete güveni giderek eriyor. Çünkü insanlar şunu hissediyor: “Hakkım var ama hakkı arayan yok.”
Bir vatandaş adliyeye adım attığında, haklının değil “güçlünün” kazanacağından korkmamalı. Bir memur göreve alınırken akrabalık değil, liyakat belirleyici olmalı. Kamu kaynağı bir kişiye değil; millete ait olmalı!
Yolsuzlukların üzeri örtüldüğünde, sadece suçlular korunmaz… Çocuklarımızın geleceği karanlığa terk edilir.
Bugün Türkiye’de milyonlarca insan geçim sıkıntısı çekiyor. İşsizlik, ekonomik darboğaz, artan vergiler…
Peki, kamu kaynaklarının gerçek sahipleri olan vatandaşlar bunları yaşarken, yönetenlerin israfı nasıl açıklanır?
Lüks araçlar, saraylar, gösterişli fuar gezileri
Peşkeş çekilen ihaleler
Hesap vermeyen makamlar.
İşte tüm bunlar, yolsuzluğun sosyal adı: adaletsizlik…
Bir ülkede gençler “Alın teriyle değil, tanıdıkla iş olur.” diyorsa; orada tehlike çanları çalıyordur.
Bugün yolsuzlukla mücadele, sadece savcıların, sadece gazetecilerin işi değildir. Bir toplumsal seferberlik gerektirir. Çünkü yolsuzluk; “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” diyenlerin büyüttüğü bir canavardır.
Bunun için:
Şeffaflık olmalı: Kamu harcamaları toplum tarafından izlenebilmeli.
Güçlü denetim sağlanmalı: Bağımsız kurumlar siyasetten arındırılmalı.
Liyakat korunmalı: Her kurumda bilgi, beceri ve emek değer görmeli.
Vatandaş bilinçlenmeli: Rüşveti reddetmek bir erdem değil, bir vatandaşlık görevidir.
Çünkü unutmayalım: Yolsuzluğu her yapan değil, gören ve susan da suç ortağıdır.
Adalet, sadece mahkeme salonlarında aranmaz; vicdanda başlar. Bu topraklarda köy öğretmeninin alın teri, emekli işçinin emeği, gençlerin hayalleri var. Onları çalan her el, sadece para çalmaz… geleceği de soyup soğana çevirir.
9 Aralık bize şunu hatırlatmalı: “Bu ülke bizim. Bu sofranın ekmeği de, suyu da, toprağı da bizim.” Birileri çalarken susarsak; yarın çocuklarımız bizden hesap sorar.
Yolsuzluk, en çok karanlığı sever. Karanlık ise yalnızca ışıkla yenilir. Bugün susmayalım ki yarın utanmayalım.

YORUMLAR