Siyaset, yalnızca kürsülerde söylenen sözlerden, meydanlarda atılan sloganlardan ibaret değildir. Siyaset; bir toplumun umuduna, geleceğine ve vicdanına dokunabilme sorumluluğudur.
Bugün siyasette en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, daha yüksek sesler değil; daha samimi sözlerdir. Çünkü halk artık kimin ne söylediğinden çok, kimin söylediğinin arkasında durduğuna bakıyor.
Koltuğun geçici, makamın emanet olduğunu unutanlar siyaseti kişisel bir güç alanına dönüştürür. Oysa gerçek siyaset, insanın kendisini değil, toplumu büyütme sanatıdır.
Bir siyasetçiyi güçlü yapan alkışlayanların çokluğu değil; yanlış yaptığında eleştiriye tahammül edebilmesi, doğru bildiğini çıkar hesabı yapmadan savunabilmesi ve halkın karşısında hesabını verebilmesidir.
Çünkü seçimler sandıkta biter ama siyasetçinin sorumluluğu sandıkla bitmez.
Bugün toplumun ihtiyacı; birbirini düşmanlaştıran değil, farklılıkları zenginlik kabul eden bir siyaset anlayışıdır. Farklı düşünmek ayrışmak değildir. Eleştirmek düşmanlık değildir. Soru sormak ihanet değildir.
Tam tersine, demokratik siyasetin en güçlü tarafı, aynı ülkenin geleceği için farklı fikirlerin özgürce konuşabilmesidir.
Unutmamak gerekir:
Siyaset değişir, iktidarlar değişir, makamlar değişir. Ama geride bırakılan sözler, alınan kararlar ve insanların hayatına dokunan sonuçlar kalır.
Bu yüzden bugün ne söylediğimiz kadar, yarın söylediklerimizin arkasında durup duramayacağımızı da düşünmeliyiz.
Çünkü tarih, en çok konuşanları değil;
zor zamanda doğru yerde duranları hatırlar.
Ve belki de siyasetin en büyük sınavı şudur:
Güç elindeyken insan kalabilmek.

YORUMLAR