Bir toplumda para ahlâkın, çıkar vicdanın, makam ise liyakatin önüne geçmeye başladığında artık yalnızca ekonomik bir krizden söz edemeyiz. Böyle bir tablo, aynı zamanda ciddi bir değerler krizinin işaretidir.
Bugün yaşadığımız sorunların önemli bir bölümünde bunu görmek mümkün.
Paranın giderek hayatın merkezine yerleşmesi; insanların inançlarını, değerlerini ve birbirlerine duyduğu güveni de aşındırıyor. Dün büyük bir kararlılıkla savunulan ilkeler, bugün menfaat karşısında sessizce terk edilebiliyor.
Peki, ne oldu da bu noktaya geldik?
Siyaset, toplumun ortak sorunlarını çözmek, adaleti sağlamak ve insanların geleceğine güvenle bakmasını mümkün kılmak için vardır. Ancak siyaset güç, makam ve çıkar hesaplarının merkezine dönüştüğünde, bundan en büyük zararı yine toplum görür.
Bugün milyonlar geçim derdinde.
Bir aile ev kirasını nasıl ödeyeceğini, mutfak masrafını nasıl karşılayacağını düşünüyor. Çocuklarının eğitimini, geleceğini ve yarınını planlamaya çalışan insanlar, her geçen gün daha ağır ekonomik şartlarla mücadele ediyor.
Emek veren milyonlar ay sonunu getirebilmek için çabalarken, servetin ve imtiyazın etrafında şekillenen düzen ise toplumun gözünde daha fazla görünür hâle geliyor.
Ancak meselenin en acı tarafı yalnızca yoksulluğun büyümesi değildir.
Yoksulluk derinleşirken vicdanın sessizleşmesidir.
Bir tarafta hayatını sürdürebilmek için alın teri döken, borçla yaşayan ve geleceğinden endişe eden milyonlar…
Diğer tarafta paranın sağladığı güçle her kapının açılabileceğine inanan bir anlayış…
İşte adaletsizlik tam da burada başlıyor.
Çünkü para siyasetin üzerinde bir güç hâline geldiğinde demokrasi yara alır. Liyakat geri plana itildiğinde kurumlar zayıflar. Çıkar, ilkenin yerini aldığında siyaset güven kaybeder.
Daha tehlikelisi ise bütün bunların zamanla normal kabul edilmeye başlanmasıdır.
Toplumun ahlâki sınırları böyle aşınır.
Bugün bazıları için sanki her şeyin bir bedeli varmış gibi davranılıyor.
Makamın bir bedeli…
İtibarın bir bedeli…
Sadakatin bir bedeli…
Hatta susmanın bile bir bedeli…
Oysa milyonlar geçim sıkıntısıyla mücadele ederken hiçbir makamın, hiçbir servetin ve hiçbir siyasi gücün toplumun vicdanından daha değerli olmaması gerekir.
Bir ülkenin insanlarını kendi kaderleriyle baş başa bırakıp yaşananları yalnızca ekonomik göstergeler üzerinden değerlendirmek yeterli değildir.
Çünkü bu aynı zamanda adalet meselesidir, vicdan meselesidir, insan onuru meselesidir.
Paranın saltanatı büyüdükçe toplumun yoksulu daha da yalnızlaşıyor, emeğin değeri azalıyor ve insanların geleceğe dair umudu zayıflıyorsa ortada yalnızca ekonomik bir sorun yoktur.
Ortada sorgulanması gereken bir düzen vardır.
Ve artık kendimize şu soruları sormamız gerekiyor:
Biz ne zaman parayı bir araç olmaktan çıkarıp hayatın kendisi hâline getirdik?
Ne zaman makamı, serveti ve çıkarı; ahlâkın, vicdanın ve insan onurunun önüne koyduk?
Belki de bugün en fazla ihtiyacımız olan şey, bu sorulara samimiyetle cevap verebilmektir.
Çünkü toplumları ayakta tutan yalnızca ekonomi değildir.
Adalet vardır.
Liyakat vardır.
Güven vardır.
Vicdan vardır.
İnsan onuru vardır.
Bunlar kaybedildiğinde ekonomik büyümenin, yüksek binaların veya büyük servetlerin tek başına bir anlamı kalmaz.
Milyonlar bu soruların cevabını beklerken, paranın saltanatını sürdürenlerin unutmaması gereken bir gerçek var:
Servet geçicidir. Makam geçicidir. Güç geçicidir.
Geride kalacak olan ise insanın yaptığı işler ve toplumun hafızasında bıraktığı izdir.
Çünkü günün sonunda herkesin hesabı para ile değil, vicdanla yapılır.
Gürsel TEKİN
CHP İstanbul İl Başkanı ve 24, 25, 26 ve 27. Dönem Milletvekili

YORUMLAR