Bakıyorsunuz bir kadın oynuyor, kocası videoya çekip milyonlarca kişinin önüne atıyor. Önce hafif bir şaşkınlık, sonra derin bir hayal kırıklığı… Ve fark ediyorsunuz ki bu artık istisna değil, norm hâline gelmiş durumda. Sosyal medyada karı-koca, en mahrem anlarını, en özel alanlarını milyonlara izlettiriyor. Mahremiyetin kutsallığı, saygı ve değer, internetin rıza sınırlarında eriyor.
On sene önce annemizin yatak odasına bir şey almak için bile çekinirdik. Orası kutsal bir alandı; mahremiyetin, özel hayatın ve aile değerlerinin sembolüydü. Şimdi ise insanlar kendi yatak odalarını, en mahrem anlarını, en özel duygularını gönüllü olarak paylaşabiliyor. TikTok’ta milyonlarca izlenme alan videolar, Instagram’da gösteriş uğruna paylaşılan cinsel içerikli danslar ve YouTube’daki “challenge” videoları… Her biri, mahremiyetin rafa kaldırıldığının bir kanıtı.
Örnek mi istiyorsunuz? Bir çift, evlilik yıldönümünü kutlarken yatak odasındaki hediyelerini ve özel anlarını sosyal medyada paylaşıyor ve milyonlarca kişi izliyor. Başka bir videoda, koca karısının sabah rutini sırasında yaptıklarını kaydedip paylaşıyor; milyonlarca beğeni alıyor. Bazıları, mahremiyetin sınırlarını zorlayarak çocuklarını bile videolarında kullanıyor. Bu durum sadece özel alanın tüketilmesi değil, aynı zamanda toplumsal değerlerin de erozyona uğradığını gösteriyor.
Toplumsal çürüme burada başlıyor. İnsanlar, mahremiyetin kutsallığını, özel alanın dokunulmazlığını kısa süreli internet popülerliği uğruna feda ediyor. Gençler ve çocuklar artık bu yozlaşmış düzenin içinde büyüyor; mahremiyet kavramı neredeyse unutulmuş durumda. Eskiden “mahremiyet” dendiğinde gözler parlar, saygı gösterilirdi. Şimdi ise mahremiyet ticarileşmiş, tıklanabilir bir içerik hâline gelmiş durumda.
Ve bunun bedelini kim ödeyecek? Mahremiyetin yok olması sadece bireysel bir kayıp değil, toplumsal bir çöküşün işareti. Aileler arasındaki güven, toplumdaki saygı ve bireyler arasındaki sınırlar yok oluyor. İnsanlar artık mahremiyetin değerini bilmeden yaşıyor, özel alanlarını internetin gözleri önüne seriyor.
İnternet büyük bir fırsat sunuyor ama aynı zamanda sorumluluk da getiriyor. Eğer biz bu yozlaşmayı izlemeye devam edersek, mahremiyet tamamen yok olacak. Her tıklama, her beğeni, her paylaşım mahremiyetin ölü bir sayfasına eklenen bir satır oluyor. Sosyal medya, gözler önünde yaşamanın ve mahremiyeti yok etmenin bir aracı hâline gelmiş durumda.
Soruyorum: Mahremiyet sadece eski bir kavram mı olacak? Yoksa değerini yeniden hatırlayıp, özel alanlara saygı gösteren bir toplum olmayı başarabilecek miyiz? Yoksa yatak odaları da, ruhlarımız gibi, internetin gözü önünde tamamen çıplak ve savunmasız mı kalacak?
Sağlıcakla kalın..

YORUMLAR