İnsan, başkasının derdini anlamakta ne kadar başarılıysa, kendi derdini anlamakta bazen o kadar başarısızdır. Çevremizdeki insanların yüzündeki en küçük değişikliği fark eder, “Senin bir sıkıntın mı var?” diye sorarız. Ama sıra kendimize geldiğinde çoğu zaman aynı dikkati göstermeyiz.
Oysa insanın kendisini en iyi tanıyan yine kendisidir.
Bir sabah uyandığımızda kendimizi yorgun hissederiz. “Biraz daha uyusam geçer.” deriz. Gün içinde başımız ağrır, “Nasıl olsa geçer.” diye düşünürüz. Sürekli aynı saatte yemek yemeden durur, sonra mide ağrısından şikâyet ederiz. Günlerce doğru dürüst hareket etmez, merdiven çıkarken nefes nefese kalınca şaşırırız. Bedenimiz bize bir şeyler anlatmaktadır ama biz çoğu zaman onun dilini dinlemeyiz.
Belki de insanın en büyük ihmali budur: Kendini dinlememek.
Bir otomobilin göstergesinde kırmızı bir ışık yandığında hemen durup ne olduğunu anlamaya çalışırız. Çünkü aracın zarar görmesini istemeyiz. Fakat bedenimiz aynı şekilde bir uyarı verdiğinde çoğu zaman görmezden geliriz. “Şimdilik idare eder.” diyerek hayatımıza devam ederiz. Ta ki küçük bir sorun büyüyüp günlük hayatımızı etkileyene kadar…
Sağlık da aslında böyledir. Büyük hastalıkların önüne geçmek çoğu zaman küçük alışkanlıklarla mümkündür. Gece geç saatlere kadar telefona bakıp ertesi gün yorgun uyanmak, gün boyunca doğru dürüst su içmemek, hazır yiyeceklerle beslenmek, bütün gün oturup akşam olduğunda hiçbir şey yapacak hâlin kalmaması… Bunların her biri zamanla bedenimizin yükünü artırır.
Üstelik mesele yalnızca beden değildir.
Bazen insanın dinlenmeye değil, biraz susmaya ihtiyacı vardır. Bazen kalabalıktan uzaklaşmak, bazen sevdiği biriyle konuşmak, bazen de hiçbir şey yapmadan kendisiyle baş başa kalmak iyi gelir. Her şeyi içine atmak, sürekli güçlü görünmeye çalışmak da insanı yorabilir.
Kendimize karşı dürüst olmayı öğrenmemiz gerekir. Yorulduysak yorulmuşuzdur. Dinlenmeye ihtiyacımız varsa dinlenmeliyiz. Bir alışkanlığımız bize zarar veriyorsa onu değiştirmeliyiz. Sağlığımızı yalnızca hastane kapısında hatırlamak, aslında kendimize karşı yaptığımız en büyük haksızlıklardan biridir.
Elbette insan her hastalığı kendi kendine teşhis edemez. Doktorun, tıbbın ve uzmanlığın yeri tartışılmaz. Ancak doktora ne zaman gideceğini bilmek, verilen tavsiyelere uymak ve sağlığını korumak kişinin kendi sorumluluğundadır.
Belki de “İnsanın doktoru kendisidir.” sözü tam olarak burada anlam kazanıyor. İnsan kendi bedeninin ilk gözlemcisidir. Ne zaman yorulduğunu, hangi alışkanlıkların kendisini kötü etkilediğini, ne zaman dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu en önce kendisi fark eder.
Hayatın telaşı içinde herkese yetişmeye çalışırken kendimizi geride bırakmayalım. Çünkü kaybettiğimiz zamanı, parayı, eşyayı bir şekilde geri kazanabiliriz. Fakat sağlığımızı kaybettiğimizde her şeyin eskisi kadar kolay olmayacağını hepimiz biliyoruz.
Bu yüzden insan, daha hastalanmadan kendisine sahip çıkmalı. Bedenini dinlemeli, ruhunu ihmal etmemeli ve sağlığını bir lüks değil, hayatının temel şartı olarak görmeli.
Çünkü insanın kendisine verebileceği en büyük değer, kendisini ihmal etmemektir.
Ve belki de en doğru zamanda hatırlamamız gereken söz şudur:
İnsan, kendi sağlığının ilk doktorudur.

YORUMLAR